Güngör Dilmen devlet tiyatrolarına çok büyük emekler vermiş bir oyun yazarımız.
Okuduğum ikinci oyunu. Türk toplumunun yüzyıllardır kanayan yarası ikinci evlilik (kuma getirme) üzerine kurulu bir oyun.
Hasta olduğu için üzerine çocuk denecek yaşta bir gelinin gelmesine karşı çıkan ve çocuklarının üvey anne elinde büyümelerini istemeyen, evinin kutsallığını bir başka kadınla bölüşmek istemiyen Zehra'nın hüzünlü hikayesi. Oyunda muhtar, köylü kadınlar ve köylülerin olaya bakışı ve düşüncelerinde çok güzel bir şekilde işlenmiş.
Aziz Nesin'in bu oyun dünyanın neresinde oynanırsa oynasın hep ayakta alkışlanacak dediği ve devlet tiyatrolarının sahnelediği bir oyun.
Trajedi tarzında yazılmış çok güzel bir eser.
KurbanGüngör Dilmen · Bilgi Yayınevi · 1967119 okunma
Bu kadar kısa olup da nasıl bu kadar etkiler ki bir kitap. Sanki yaşadım...
Umarım bir gün oyunu da izlemek nasip olur.
Güngör Dilmen 'le tanışmama vesile olan https://1000kitap.com/Adem_yce ye teşekkür ederim.Bütün oyunlarını okurum ınsallah:)
Etkinliğe katılamadım ama okumak bugüne kısmetmiş artık.Kıtapla ilgili bir cok inceleme yazılmış,bu kadar az kısı okumasına rağmen.Diğer incelemelerde kitaptan çok güzel bahsedilmiş konusu cok güzel anlatılmış ama ben dayanamadım bikaç şey de ben söylemek istedim...
Doğu,anadolu kadını,küçük gelinler ve töre cinayetleri bu konular hakkında bir sürü kıtap yazıldı,film yapıldı ve diziler çekildi.Ne oldu peki ders aldık mı ya da ibret aldık da,neleri değistirdik!Hiçbir şey değişmedi!Yıne küçük gelinler var,kuma olan kadınlar var cinayetlerden hiç bahsetmıyorum bile.
TV'den izleyip,gazetelerden okumak,kitaplardan okumaktan cok şahit olmak daha bir kötü.İzlerken okurken evet evet
bizde de vardı filan da böyleydi diyorsunuz kendinizden birçok şey görüyorsunuz çünkü...
Gülsüm'ü görünce bana da böyle oldu bir nevi kendimi gördüm.Ben de küçük gelindim çünkü.Evlendiğim de 17 yaşıma 4 ay vardı.Gülsüm gibi sessiz değildim belki ama ben ses çıkardım da pek birşey olmadı.Evden kaçtım,yakalandığım da jandarmaya beni ailem zorla evlendiriyo beni vermeyin dediysem de boş sonuç aynıydı birşey yapmadılar...
Evleneceğim gün benim için öleceğim gündü.Yaşarken öleceğim gün:(
O günlere gittim gittim geldim.Ağlaya ağlaya okudum bitirene kadar.
Atamızdan dedemizden böyle gördük,ama hiç düşünmediler ya yanlış düşünüyorlarsa ya yanlış yapıyorlarsa.
Eskiden güçlü olan erkekler,zayıf olan erkeklerin karılarını kaçırıp kendilerine eş yapıyorlarmış.İnanmak çok zor ama doğru.
Zehra'lar Gülsümler bitmeyecek zihniyet değişmedikçe.Zehra'nın çığlıkları,isyanı
27 Kasım 2019 Çarşamba
18:11
Güngör Dilmen’in Kurban oyunu, Anadolu kadınının bin yıllık sessizliğini Zehra karakteri üzerinden sahneye taşır.
Zehra, iki çocuk annesi bir eş olarak, “kadınlığın” yalnızca doğurmak ve ev içinde var olmakla sınırlandığı bir düzene sıkışmıştır. Üzerine kuma getirilecek olması, onun içsel kırılmasını daha da derinleştirir. Çünkü mesele sadece bir evlilik değil, bir varoluş biçimidir.
Oyundaki “kurban” ritüeli ise yeni gelin için kesilen koç üzerinden kurulur. Bu gelenek, bereket ve düzenin bedeli olarak bir canın feda edilmesini meşrulaştırır. Asıl soru burada başlar: Gerçekten kurban edilen koç mudur, yoksa insanın kendisi mi?
Zehra’nın yaşadığı dönüşüm, bireysel bir isyandan çok daha fazlasıdır. O, yalnızca kendi kaderine değil, yüzyıllardır süren bir sessizliğe de karşı çıkar.
Gülsüm ise bu düzenin en sessiz yüzüdür. Gençtir, konuşmaz, hatta konuşmasına gerek bile yoktur. Çünkü onun kaderi zaten başkaları tarafından çizilmiştir.
Gözleri menekşe
Lepiska saçları
Beli zambak demeti
Ama bu güzellik, bir özneye değil, bir nesneye aittir.
“Kişiliksiz bir çağın ortak beyni bu. Yeter, yeter!”
Zehra’nın isyanı burada sadece bireysel bir öfke değil; kuşaklar boyunca birikmiş bir sessizliğin kırılmasıdır.
Ve oyun şunu sorar:
Gerçek kurban kimdir?
KurbanGüngör Dilmen · Bilgi Yayınevi · 1967119 okunma
Tiyatro tarzında okuduğum ilk kitap ve bunu tavsiye eden Özlem'a teşekkür ederim. Kitap hakkında konuşmak gerekirse, kitap genel itibariyle güzel bir konuya değinmiş ve akıcı bir anlatımı var.
KurbanGüngör Dilmen · Bilgi Yayınevi · 1967119 okunma
Ya ne desem yanında basit kalır. Adam öyle bi yazmış ki okudum etkisinden hala çıkabilmiş değilim .Normalde bütün okuduğum kitapların içeriklerini gün geçtikçe unuturum ama bunu 1 sene oldu hala unutabilmiş değilim.Benden söylemesi sizden okuması:)
Kurban, Güngör Dilmen'in 1967 yılında yazdığı ve ilk kez Gülriz Sururi ve Engin Cezzar Topluluğu tarafından oynanmış acıklı bir oyun.
.
Anlatılanlar her ne kadar ulusla bir sorun gibi dursa da ataerkil toplumlarda kadınların yerini göstermesi bakımından da dikkate değer. Ana konu, üzerine kuma getirilen bir Anadolu kadınının dramıdır. Erkeğini bir başka kadınla paylaşmak zorunda kalan Zehra, içinde yaşadığı topluluğun da onayladığı bu duruma karşı çıkar. Toplumla çatışır, yenilgiyi kabul etmez. Bu durumdan kurtulmak için de kendini ve çocuklarını kurban vermekten çekinmez. Tabii buradaki kurban kimdir, kimelrdir? Üzerine kuma getirilen Zehra mı, çocukları mı, yoksa kuma olarak getirilen on beş yaşındaki Gülsüm mü?
.
Olaylar Karacaören köyünde geçiyor. Başkarakterlerden Mahmut eşi Zehra ve iki çocuğuyla hayatını sürdürmektedir. Zehra ile genç yaşta evlenmiş, zor günleri atlatarak iyi bir seviyeye çıkmışlardır. Zehra'nın hasta yatağına düşmesiyle Mahmut, misafir gittiği bir evde on beş yaşındaki Gülsüm'e tutulur. Gülsüm'ün abisi Mirza da Gülsüm'ü Mahmut'a vererek başlık parası alma derdindedir. Mahmut eşine duyduğu aşk ve çocuklarının sevgisiyle Gülsüm'e duyduğu istek arasında bocalar. Ancak arzuları ağır basar ve Gülsüm'ü getirmek için yola çıkar. Buradan sonra Zehra'nın direnişini ve köylülerin Zehra'yı ikna etme sürecini okuruz. Ancak Zehra akıllı bir kadındır, iyi bir anadır. Geri adım atmaz.
.
Eserin dikkat çeken yönlerinden biri de şiirsel dilidir. Zaman zaman soyutlamalarla, zaman zaman çatışmalarla bu şiirsel dil zirveye çıkar. Ara ara köylü kadınların toplu şekildeki ifadeleri bir koroyu andırır.
.
Zehra'nın kini, nefreti kimedir? Üzerine kuma getirmeye çalışan kocasına mı yoksa böyle bir duruma ses çıkarmayan köylülere ve töreye mi? Kuşkusuz cevap ikincisi.
Euripides'in Medea kitabı ile aynı anda okuduğum. Medea'nın Türkiye'ye uyarlanmış şahane bir oyundu. Yazar Güngör Dilmen Ülkemizin dinamiklerini Medea kurgusunun içine çok iyi yedirmiş.
Yazar bazı şeylerle de dalga geçmeyi ihmal etmemiş. Medea'daki İason'un almak için gittiği Altın Post kavramı ile Güngör Dilmen kurban edilen Koç'un pöstekisini kullanarak çok güzel dalga geçmiş (pösteki:ayak altına seribilecek duruma getirilmiş hayvan derisi) ayrıca kanlı çarşaf, başlık parası gibi konuları çok iyi ele alarak gerçeklerimizi çok iyi anlatmış.
Kitap yer alan kadınlar Medea'daki koroyu, Halime ise sütnineyle benzeşmektedir. Mahmut İason, Zehra ise Medea ile benzeşmektedir. Kitaba sonradan eklenmiş Mirza karakteri ise cidden çok gıcık olduğum bir karakterdi. Bu tip karakterleri Ülkemizin kırsal kesiminde bu tip insanlarla çokça karşılaşıyoruz maalesef. Bu kitapta yaşananlar Ülkemizin önemli bir gerçeği olmaya devam etmesi cidden çok üzücü.
KurbanGüngör Dilmen · Bilgi Yayınevi · 1967119 okunma
Güngör Dilmen, Türk edebiyatının ve tiyatrosunun en önemli yazarlarından biri. Bu oyununda ise Anadolu'nun bazı bölgelerinde hala devam eden kuma sorununu anlatmış. Oyunu okumanızı tavsiye ederim.
Güngör Dilmen Kalyoncu, Türk oyun yazarı, dramaturgdur. Tarih ve mitolojiden esinlenerek çağın eleştirişini yapan eserler vermiş bir yazardır. Midas'ın kulakları, Ben Anadolu, Deli Dumrul, Canlı Maymun Lokantası en önemli eserlerindendir.
Tekirdağ’da 1930 yılında doğan Güngör Dilmen, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü öğrencisi olarak 1959 yılında Sinema-Tiyatro Dergisi’nin açtığı tiyatro oyunu yarışmasındaun “Midas’ın Kulakları”yla birinci oldu.
Güngör Dilmen, 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü’nü bitirdi. Öğrencilik yıllarında geçici işlerde çalıştı. Fakülteden mezun olduktan sonra Tel-Aviv ve Atina’ya gitti, tiyatro alanında incelemeler yaptı. Sonra ABD’nin Yale ve Washington Üniversitesi’nde tiyatro üzerine eğitim gördü. (1961-1964) İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda ve İstanbul Radyosu’nda çalıştı. İngiltere’de Durham Üniversitesi’nde Doğu Dilleri okutmanı (1971), Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde öğretim görevlisi (1982) oldu. İlk yazılarında Güngör Kalyoncu imzasını kullandı.
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde de öğretim görevlisi olarak genç dramaturgların yetişmesine katkı sağlayan Dilmen’in, Türk tiyatrosu ve sinemasına kazandırdığı çok sayıda senaryosu bulunuyor.