Günümüzde, İslamiyet’in başlangıcından on dört yüzyıl sonra, Arap imparatorluğu çoktan yok olmuştur. Ancak yalnızca batıda Avrupa, doğuda İran ve Orta Asya hariç, Araplar’ın fethettikleri tüm ülkelerde Arapça çeşitli biçimleri ile hâlâ halk dilidir. Edebi Arapça da kültür, ticaret ve hükümetin temel iletişim aracı olarak varlığım sürdürmektedir. Din dili olarak Arapça,konuşulduğu ülkelerden çok uzaklara, sonralan da Arap fetihlerinin sınırlarının ötesine ve Asya ile Afrika’nın Arap hakimiyetine girmemiş yerlerine kadar gitmiştir.
İslam dini ile Arap imparatorluğunun yayılmasında, fethedilen ülkelerde yaşayanların da payı olmuş, bu halklar hızla İslamiyet! kabul etmiş ve bayrağı altında girmişlerdir. Batıda Kuzey Afrika Berberileri başlarda Arap saldırılarına şiddetle karşı koymuşlar ancak sonunda onlara katılarak İspanya’nın fethine ve kolonileştirilmesine yardım etmişler, daha sonra da onlar Sahra’nın güneyindeki siyah insanları İslâmlaştırmış ve sömürge yapmışlardır.Doğuda imparatorluktan yıkılmış ve din hiyerarşisi zayıflamış olan Persler, İslamiyet’te yapı ve anlam bulmuşlar, yeni dinlerini Orta Asya’nın karma İran ve Türk halklarına götürmüşlerdir. Ortada yer alan ve uzun süredir Bizans ve Pers imparatorluklarının hakimiyetinde olan Verimli Hilal’in dili Aramice, dini Hıristiyan olan halkları ile Mısır’ın dili Kıptice olan Hıristiyanları, bir imparatorluktan, diğer bir imparatorluğun hakimiyetine girmişler ve yeni efendilerinin eskisinden daha iyi niyetli ve hoşgörülü olduğunu görmüşlerdi.
İslamiyet’e geçiş süreci bu ülkelerde daha kolay yaşanmıştı. Araplar’ın vergileri, özellikleMüslümanlar için Bizans’ınkinden çok daha azdı. Arap devleti, Konstantinopolis yönetimindeki Ortodoks olmayan Hıristiyanlar’a ve kiliselerine çıkarılan zorlukları göz ardı ediyor, aynı