Fatih şıvkın

İslam tarihindeki ilk büyük dini bina, yarımdaki Mescid-ül Aksa ile beraber. Kubbet-üs Sahra’dır. Artık uyarlama, ödünç alma ve düzeltme zamanı geride kalmış, yeni bir dönem başlamıştı. Emevi halifeleri Pers ve Roma imparatorluklarından bağımsız yeni bir evrensel devletti ve İslamiyet, Hıristiyanlığın devamı değil, yeni bir evrensel dindi. Kubbet-üs Sahra’nın konumu, şekli, en çok da süslemeleri amacım açıkça göstermektedir. Boyutu veşekliyle Hıristiyan kilisesiyle yarışarak onu geçmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Cami İslamiyet’ten önceki dinler Hıristiyanlık ve Musevilik için dünyadaki en kutsal yerde, Kudüs’te yapılmıştı. Kudüs’ün seçilmiş olması önemli bir noktadır. Kuran’da Kudüs’ten hiç söz edilmemiştir. İlk Müslüman metinlerinde Kudüs „ adı kullanılmamış, Abdülmelik’in kilometre taşlan konusunda olduğu gibi ondan söz edilirken, şehirdeki Musevi ve Hıristiyan izlerini silmek amacıyla Romalılar’ın verdiği Aelia adı kullanılmıştır. İslamiyet’in ilk mabedi için Kudüs’te seçilen yer daha da önemlidir. Cami hemHıristiyanlığın hem de Museviliğin kutsal tarihindeki önemli olaylarının geçtiği Tapınak Tepesi’ne yapılmıştır. Musevi inancına göre Hz. İbrahim oğlunu oradaki kaya üzerinde kurban etmek istemişti, aynı yerde daha sonra da Süleyman tapınağının mihrabı bulunmaktaydı. Abdülmelik camiyi buraya yapürarak, onun son dinin mabedi olduğunu, Süleyman’ın tapınağının yerine geçmesiyle de Hıristiyanlar’a ve Museviler’e vaat edilen vahiylerin devam ettiğini ve onların yanlışlarının düzelttiğini anlatmak istemiştir. Caminin içini süslemek için seçilen ayetler ve diğer yazılar da bu amaçlan desteklemektedirtedir. Özellikle “La ilahe illallah” ayetinin sıkça yinelenmesi, Hıristiyanlar’ın Teslis öğretisinin reddedildiğini anlatmaktadır ve bu öteki yazıtlarda da
Filistin
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hz. Ali öldürüldükten sonra oğlu Haşan, birçoklarının kendisini yeni lider olarak görmesine rağmen, halifelik iddiasından vazgeçerek, Suriye’de halife ilan edilen ve tüm'imparatorluk tarafından tanınan Muaviye’nin egemenliğine girdi. Muaviye’nin halifeliği ile İslam tarihinde Emevi halifelik dönemi başladı. Ondan sonra dahalifelik, bir ilke olmamakla birlikte daima babadan oğula geçerek Emevi hanedanında kaldı. Muaviye hayattayken oğlu Yezid’i veliahtı olarak göstererek sonraki halifelere bir örnek oluşturdu.IX.yy yazarlarından biri öyküsünde bu davranışın önemi çok açık anlatmıştır: ‘Halk Muaviye’nin önünde toplanmışken, Yezid hatipler tarafından Halife ilan edildi. Halktan bazıları memnun olmayınca, Udra aşiretinden biri ayağa kalkarak kılıcını kınından çekti ve' "Müminlerin Lideri odur”deyip Muamye’yi işaret ettikten sonra Yezid’i gösterdi ve “O öldükten sonra, bu olacak” dedi. “Eğer itirazı olan varsa, o zaman da bu!" dedi ve kılıcımçıkardı. Muaviye, ‘‘Hatiplerin prensisin sen” dedi adama.2 Yüz yıl bile sürmeyen Emeviler’in halifeliklerinin ardından, Arap İslam tarihi geleneğine uygun biçimde yazılan tarihlerde sert eleştiriler yapılmıştır. Şiiler’e göre Emeviler zorba ve gaspçıydı. Halifeliği asıl haklan olan Hz. Ali ve oğlundan zorla alıp onların soyundan olanları öldürerek İslamiyet’in gerçek mesajını reddetmiş ve yozlaştırmışlardır. Sünni tarihçilere göre de Emeviler gaspçıydılar, amaçları ve yöntemleri dini kaynaklı değil, dünya işleriyle ilgiliydi.Klasik tarihçilere göre Emevi hükümdarlığı, onlardan önceki doğru yolda yürüyen hükümdarların halifelikleri ile onlardan sonra gelen ilahi olarak benimsenmiş halifeler arasında bir "krallık” olmuştur. Emeviler’e düşman olan Arap tarihçiler Muaviye’nin politik ve diplomatik becerisine iki anlama da gelebilecek
Tarih
İslam egemenliğinin ilk yüzyılındaki siyasi ve askeri değişiklikler, önemli toplumsal ve ekonomik değişiklikleri de beraberinde getirmişti. Tüm fetihlerde olduğu üzere Arap fetihleri ile kamu, özel ve kilisenin sahip olduğu donmuş haldeki büyük zenginlikler tekrar piyasaya sürülmeye başladı. İlk Arap tarihçilerinin aşın masraf ve zengin ganimet öyküleri vardır. X.yyyazarlarından el-Mesudi fetihlerde ele geçirilen büyük zenginliklerden söz etmiştir. Mesudi, Halife Osman’ın öldürüldüğü gün özel varlığının yüz bin dinar (Roma ve Bizans altını) ve bir milyon dirhem (Pers gümüş sikkesi) olduğunu, mülklerinin de yüz bin dinar hesaplandığını ve pek çok at ile deve bıraktığını söyler. İslamiyet’i ilk kabul edenlerden ve erken İslam tarihinin önemli kişilerinden El-Zübeyr ibn ül-Avvam, Irak’ta Küfe ve Basra’da ve Mısır’da Fustat ve İskenderiye’de evlere sahipti. Mesudi, o dönemde (Hicri 332/ miladi 943-44) onun Basra’daki evinde tüccarların ikamet ettiğini söyler. Öldüğünde hesap edilen varlığı nakit elli bin dinar, bin kadın ve erkek köle, bin at ve sözkonusu şehirlerde pek çok evdi. Aynı kaynakta, Peygamber’in yakınlarından Talha ibn Ubeydullah el-Taymi’nin Kufe’de büyük bir evi olduğundan, Irak’taki topraklarından günde bin dinar ve el Şara bölgesindeki topraklarından ise bundan daha çok gelir elde ettiğinden söz edilir. Ayrıca Medine’de tuğla ve tik ağacından yapılmış bir de evi vardı. Yine aynı kaynağa göre ilk Müslümanlar’dan Abdül-Rahman ibn Avf yüz at, bin deve ve on bin koyuna sahipti. Öldüğünde varlığının dörtte biri seksen dört bin dinardı. Zayd ibn Tabit öldüğünde, baltalarla parçalanan altınlar ve gümüşler ile yüz bin dinarlık mal mülke sahipti. Yala ibn Munya öldüğünde yanm milyon dinar ve üç yüzbin dinarlık arazi ve çeşitli maddi eşyaları vardı.1 Şüphesiz, bu
Tarih
Günümüzde, İslamiyet’in başlangıcından on dört yüzyıl sonra, Arap imparatorluğu çoktan yok olmuştur. Ancak yalnızca batıda Avrupa, doğuda İran ve Orta Asya hariç, Araplar’ın fethettikleri tüm ülkelerde Arapça çeşitli biçimleri ile hâlâ halk dilidir. Edebi Arapça da kültür, ticaret ve hükümetin temel iletişim aracı olarak varlığım sürdürmektedir. Din dili olarak Arapça,konuşulduğu ülkelerden çok uzaklara, sonralan da Arap fetihlerinin sınırlarının ötesine ve Asya ile Afrika’nın Arap hakimiyetine girmemiş yerlerine kadar gitmiştir. İslam dini ile Arap imparatorluğunun yayılmasında, fethedilen ülkelerde yaşayanların da payı olmuş, bu halklar hızla İslamiyet! kabul etmiş ve bayrağı altında girmişlerdir. Batıda Kuzey Afrika Berberileri başlarda Arap saldırılarına şiddetle karşı koymuşlar ancak sonunda onlara katılarak İspanya’nın fethine ve kolonileştirilmesine yardım etmişler, daha sonra da onlar Sahra’nın güneyindeki siyah insanları İslâmlaştırmış ve sömürge yapmışlardır.Doğuda imparatorluktan yıkılmış ve din hiyerarşisi zayıflamış olan Persler, İslamiyet’te yapı ve anlam bulmuşlar, yeni dinlerini Orta Asya’nın karma İran ve Türk halklarına götürmüşlerdir. Ortada yer alan ve uzun süredir Bizans ve Pers imparatorluklarının hakimiyetinde olan Verimli Hilal’in dili Aramice, dini Hıristiyan olan halkları ile Mısır’ın dili Kıptice olan Hıristiyanları, bir imparatorluktan, diğer bir imparatorluğun hakimiyetine girmişler ve yeni efendilerinin eskisinden daha iyi niyetli ve hoşgörülü olduğunu görmüşlerdi. İslamiyet’e geçiş süreci bu ülkelerde daha kolay yaşanmıştı. Araplar’ın vergileri, özellikleMüslümanlar için Bizans’ınkinden çok daha azdı. Arap devleti, Konstantinopolis yönetimindeki Ortodoks olmayan Hıristiyanlar’a ve kiliselerine çıkarılan zorlukları göz ardı ediyor, aynı
Tarih
Hz.Muhammed’in doğduğu yıllarda Yemen’in başında bir Pers satrapı bulunuyordu ve ülke tamamen Persler’in denetimi altındaydı. Kızıldeniz’in güney köşesine yerleşen Pers gücü, Bizans’ın Doğu’ya ayrı ve açık bir ticaretyolu açma politikasını başarısızlığa uğratıyordu. Bununla birlikte konunun önemini tümüyle azaltan başka bir gelişme olmuştu. Yüzyıllardır ipek üretimi Çin’de özenle bir sır olarak saklı tutulmaktaydı ve ipekböceğinin ihraç edilmesi ölümle cezalandırılıyordu. Ancak iki Nesturi keşişinin 552’de Çin'den Bizans’a ipekböceğinin tohumunu kaçırmayı başarmalarından sonra Küçük Asya’da VII .yy’ın ilk yıllannda ipekböceği yetiştirme işi gelişmişti. Çin'de üretilen ipekliler daha kaliteli ve güzel olduğu için daha çok tercih ediliyordu ama artık Çin’in bu konudaki dünya tekeli sona ermişti.VI.yy iki rakip imparatorluğun zayıflaması ve geri çekilmeleri ile tamamlandı. Arabistan’dan atılan Habeşlerin, Habeşistan’daki rejimleri de sarsıldı. Bir süre daha direnen Persler, ülkelerindeki taht kavgaları ve Zerdüşt dini içindeki tartışmalar nedeniyle başlayan büyük dini sorunlar yüzünden önemli ölçüde güç-kaybetmişlerdi. Öte yandan, Bizans Jüstinyen’in hükümdarlığının ardından sorunlar yaşamaya başlamıştı ve Bizans Hıristiyanlığı büyük kilise tartışmaları ile sarsılıyordu. Arabistan yarımadasının son bağımsız güç merkezleri durumundaki güney beylikleri, yerlerini yabancıların işgallerine bırakarak ortadankalkmışlardı. Bu olayların tümü Arap yarımadasını önemli derecede etkilemişti. Bu gelişmelerin ardından Arabistan’a yanlarında yeni yöntemler, düşünceler ve ürünler getiren çok sayıda yabancı yerleşmişti. Arabistan’dan geçen ticaret yollan, tüccarlar ve ürünler, devam eden Pers-Bizans mücadelesinin sonucu olarak çoğalmıştı. Yine kuzeyde sınır devletleri ortaya çıkmış,
Tarih