Fatih şıvkın

Trajan’ın bölgede yayıldığı 100 yıllarında, Arap yarımadası yaklaşık olarak şu durumdaydı: İç bölgelerde dışarıdan ve içeriden hiçbir otorite yoktu, öte yandan batıda Roma ve doğuda Part imparatorluklarıyla çeşitli ilişkileri olan küçük beyliklerle çevrilmişti. Beylikler Arabistan’dan Yemen’e, oradan da deniz yoluyla Doğu Afrika ve Hindistan’a uzanan ticaret yollarıyla geçiniyorlardı
Tarih
Reklam
Museviler, Röma’ya ve Yunan’a karşı olan siyasi direnişlerinde başarı gösterememişlerdir. Başlangıçta Makabiler altında Suriye'nin Makedonyalı hükümdarı karşısında başarılı olmuşlar ve bir süreliğine Yahuda’daki krallıklarının bağımsızlığını elde etmişlerdir. Ancak Roma’nın gücüne karşı koyamamışlar ve bazı Persler’in yardımıyla peş peşe gerçekleştirdikleri başkaldırışların tümü bastırılmış, sonunda sindirilip köle haline gelmişler, başrahipleri vekralları Roma’nın kuklaları olmuştu. Yahuda, Romalı bir valinin hakimiyetindeydi. 66 yılında başlayan en önemli başkaldın zorlu bir mücadelenin sonunda, isyancıların yenilgisi ile sonuçlanmıştı. Romalıların 70 yılında Kudüs’ü fethedip Babil esaretinden kurtulanların yaptığı ikinci tapınağı yıkmaları bile Musevi direnişini durdurmayı sağlayamamıştır. 135’teki Bar-Kohba isyanının ardından Romalılar Musevilerden mutlaka kurtulmaya karar verdiler. Daha önce Babilliler’in yaptığını Çaparak Musevilerin büyük çoğunluğunu esir alıp sürgüne gönderdiler ama bu sefer onların imdadına yetişecek bir Kiros yoktu. Museviler’in tarihi adlan dahi silindi, Kudüs’e Aelia Capitolinalina adı verildi ve yıkılan Musevi Tapınağı’nın yerinde Jüpiter’e bir tapınak yapıldı, Samariya ve Yahuda adları kaldırıldı ve ülkeye çoktan unutulmuş olan Filistinliler’in adı verildi
Filistin
Partlar, Zerdüşt inancını tekrar canlandıran Sasani hanedanlığının kurucusu Ardeşir (M.S. 226-240) tarafından yıkıldı. İran’da hakimiyetin, hükümetin, toplumun bir parçası ve devlet dini haline gelen Zerdüştlük, devlet baskısıyla dini sınıf ve hiyerarşik din adamlığı oluşturan; karşıt inançların belirlenmesi ve bastırılmasıyla uğraşan tarihteki ilk devlet dini sayılabilir. Bu açıdan Sasaniler’in uygulamaları gerek Partların gerekse imparatorlukorluk Roma’sının büyük hoşgörüsüyle önemli bir çelişki yaratmaktadır. Zerdüşt dini ve rahipliği devletle olan sıkı bağı nedeniyle büyük bir güç kazanmış ancak devletin yıkılmasıyla birlikte de zarar görmüştür. Zerdüşt rahipliği kurumu Pers İmparatorluğu ile birlikte yok olmuş, Arap fetihleriyle imparatorluğun yıkılması Zerdüştlüğün uzun bir çöküş dönemine girmesine yol açmıştır. İslam döneminde İran'ın kültürel ve siyasi yaşamının yeniden dirilmesi sürecinde çöküşten kurtulamamıştır. İran’da İslamiyet’in yayılışına karşı direnişi Zerdüşt rahipliği değil, muhalefet ve baskıya alışkın olan Zerdüştkarşıtları göstermiştir. Zerdüşt karşıtı düşüncelerden bazılarının Ortadoğu’da ve genel anlamda tarihte çok önemli yerleri olmuştur. Bunlardan en iyi bilineni, Roma İmparatorluğu’nda, özellikle askerler arasında, çok benimsenmiş olan ve İngiltere’de bile kabul gören Mitraizm’dir. Ondan daha çok bilineni ise Maniheizm’dir. Mani, 216 ile 277 yılları arasında yaşamış, Zerdüşt ve Hıristiyan düşüncelerinin birleşiminden oluşan bir din kurmuştur. Mani 277’de şehit olmuş ama dini yaşamını sürdürmüş, hem Avrupa’da hem Ortadoğu’da Hıristiyan ve Müslüman baskılarına direnmiştir. Zerdüşt karşıtıdüşüncelerden daha yerel nitelikli ama çok önemli olan bir başkası Mazdak’tır. VI. yy başlarında İran’da yaşamış ve bir tür dini komünizm kurmuş,
Din Tarihi
Ortadoğu’nun dini haritası, dil ve etnik haritasına göre daha kanşıktır. Eski tannlardan pek çoğunun ölmüş ve unutulmuş olmasına karşın ilginç ve farklı şekillerde yaşatılanlar da vardı. Ortadoğu halklarının yaşadıkları göçler ve fetihler sonucunda, önemli bir gücü olan Helen kültürü ve Roma yönetimi sayesinde ortaya yeni inanışlar çıkmıştır. Romalılar arasında, Roma’da bile bazı Doğu kültleri kabul görmüştü. Ortadoğu’nun yeni hakimleri Küçük Asya’dan Frigya’lı Kibele, Suriye’li Adonis ve Mısır’lı İsis destekçi kazandılar.Eski tanrıların ve kültlerin tümünden vazgeçilmesi ve yerlerini tektanrılı iki dünya dininin alması, binlerce yılı alan uzun bir sürede değil, yüzyıllara sığan kısa bir sürede gerçekleşmiştir. İslamiyet ve Hıristiyanlık, bölgede art arda çıkan ve birbirinin rakibi olan iki yeni dindi. VII. yy’da İslamiyet ortaya çıkışını ve başarısını, büyük ölçüde Hıristiyanlığın ortaya çıkmasına ve yayılmasına borçludur; tıpkı Hıristiyanlığın da kendinden önceki felsefi ve dini akımlara borçlu olduğu gibi. İslam ve Hıristiyan uygarlıkları Ortadoğu’nun eski geleneklerindeki ortak köklere dayanmaktadır.Tektanrıcılık tamamen yeni bir düşünce değildi. M.Ö. XIV. yy’da Mısır firavunu Akhenatonün ilahilerinde tektanrıcılık düşüncesine rastlanır ama bu tür düşüncelerle sık karşılaşılmadığından etkileri yerel ve geçicidir. Ahlaki tek tanrıcılık ilk kez Museviler tarafından dinin önemli bir parçası haline getirilmişti. Museviler’in ilkel aşiret dini inançlarından evrensel tektann-cılık inancına geçişleri İbrani Tevratı’nın kitaplarına yansımıştır. Aynı zamanda bu kitaplarda, puta tapan, çok tanrılı komşularının kendilerini bu inançları yüzünden nasıl dışladıkları da anlatılmaktadır.Modem çağlarda, gerçeği bulduklarına inananlar, ona kendi başarıları sayesinde ulaştıklarına
Din Tarihi
Anatolia” adı, İtalyanca “Levant”, Latince “Orient” sözcükleriyle aynı anlamdaki (güneşin doğması) Yunanca bir sözcükten gelmektedir. Bu adlar, tanıdıkları dünyanın sınırları doğu Akdeniz topraklan olan halkların görüşlerini taşımaktadır. Daha sonraları çok uzaklarda, çok daha büyük bir Asya olduğunu öğrenen Akdenizhalkları, kendi Asya’larına “Küçük Asya” adını vermişlerdir. Yüzlerce yıl sonra da “Doğu” ‘Takın” ve Batı ufuklanndan çok daha uzakta bir Doğu ile tanıtıldığında “Orta” Doğu doğmuştur. Yeni daha Uzakdoğu ülkelerinden en önemlisi Batı’nın Persia olarak adlandırdığı İran idi
Tarih
Reklam