Tren yeniden yola koyulduğunda, trenin tekerleklerinin ray üstündeki tekdüze tıkırtılarını bastırmak istercesine, vagonlardan birinden yanık bir feryat yükseldi. Kaşperske Hori’den bir Alman askerinin türküsü, Macar ovalarına ağır ağır inen gecenin sessizliğinde ortalığı inletiyordu:
İyi geceler, kardeşler, iyi geceler!
Yüreği tükenmiş, bitkin bedenler.Uzun, yorucu bir günün sonunda,
Dalar bizim ırgatlar derin uykulara.
Gecenin kollarında, gün ola harma ola.
İyi geceler, kardeşler, iyi geceler!
Ansızın, “Kes sesini ulan, hayvan oğlu hayvan!” diye bir ses duyuldu ve yanık türkü o anda kesiliverdi.
İçli askeri pencerenin önünden çekip aldılar.
Kaldı ki, millet derin uykulara falan değil, kâğıt oynamaya dalmıştı. Şvayk’ın bulunduğuvagonda da, duvara asılı idare lambasının ışığında pişti oynanıyor, her piştide zafer çığlıkları atılıyordu. Herkes mutlu görünüyordu; sanki kendilerini kanlı çarpışmalar ve kıyımların beklediği cepheye götüren bir hayvan vagonunda değil, Prag’da bir kahvedeydiler.
Onlar piştinin kralını oynayadursunlar, gerçek krallar çok uzaklardaki savaş meydanlarında yoksul kullarını kukla gibi oynatıyorlardı.
Subayların bulunduğu vagonda