Robot başka bir iskemleye yerleşerek yavaşça, «Bir karara vardım,» diye açıkladı.
Donovan öfkeyle ona bakıp sandviçinin geri kalan kısmını bir kenara bıraktı. «Eğer o delice...»
Arkadaşı ona susmasını işaret etti. «Evet, devam et, Şirin. Seni dinliyoruz.»
Şirin, «Şu son iki günü yoğun biçimde düşünerek geçirdim,» dedi. «Ve çok ilginç sonuçlara vardım. Buna izin olduğunu düşündüğüm bir tek kesin tahmin üzerinde durarakarak başladım. Ben varım, çünkü düşünüyorum...»
Powell, «Ah, Jüpiter,» diye inledi. «Robot Descartes!»
Donovan sordu. «Descartes da kim? Buraya bak! Burada oturup bu teneke manyağı mı dinleyeceğiz...»
«Sus, Mike.»
Şirin istifini bile bozmadı. «O zaman hemen şu soruyla karşı karşıya geldim; Var oluşumun nedeni nedir?»Powell’in çene kasları gerildi. «Aptalca davranıyorsun. Seni ikimizin oluşturduğunu söyledim.»
Donovan da ekledi. «Bize inanmıyorsan seni memnuniyetle tekrar parçalarına ayırabiliriz.»
Robot bütün bunları önemsemiyormuş gibi güçlü ellerini açtı. «Bana söylenilenleri oldukları gibi kabul edemem. Bir varsayımı mantık desteklemelidir. Yoksa bir değeri kalmaz... Üstelik beni yapmış olduğunuz düşüncesinde de hiçbir mantığa uymuyor.»
Donovan öfkeyle yumruğunu sıkarken Powellkolunu tuttu. «Neden böyle söylüyorsun?»
Şirin bir kahkaha attı. İnsanların gülüşüne hiç benzemeyen, robotun o zamana dek çıkardığı en metalik sesti. Bir patlayışa benzeyen, sert, ifadesiz ve bir metronom kadar da düzgün bir ses.
Robot sonunda «Kendinize bir bakın,» dedi. «Sizi aşağılamak istemem ama kendinizi bir inceleyin! Sizin yapıldığınız madde yumuşak ve gevşek. Sağlam da değil, güçlü de! Enerji için organik maddelerin beceriksizce oksitlenmesinden yararlanıyor.
Şunları kastediyorum.» Donovan’ın sandviçindenviçinden geride kalan parçayı hoşnutsuzca işaret etti. «Düzenli