Fatih şıvkın

Halifeliğin yıkılışı ve Moğol fetihlerinin ardından Müslüman Ortadoğu’da İran, Türkiye ve Mısır olmak üzere üç büyük güç merkezi ortaya çıktı. İran başlangıçta putperest, sonrasında Müslüman olmuş, öte yandan da Moğol kimliği ve geleneğinin önemli unsurlarını koruyan Moğol hanlarının hakimiyetindeydi. Türkiye, Müslüman Türk beylerinin hakimiyetindeydi indeydi, sonra bir dönem Moğol hakimiyetini kabul etmiş ve Moğol İranı’nın kültüründen büyük ölçüde etkilenmişti. Mısır, çoğu Türk olan Memluk sultanlarının hakimiyetindeydi ve Moğol istilasına direnişinde başarılı olmuş, ancak pek çok açıdan dünyanın o dönemdeki efendilerinin etkisinde kalmıştı. Ortadoğu’nun kenarındaki Orta Asya ve Rusya’da kalan öteki iki Moğol hanlığı, Moğol dünyasının politikalarında ve İslamiyet’i seçtikten sonra da Ortadoğu politikalarında rol almışlardır. İran başlıca güç merkeziydi. Bağdat’ı fethettikten sonra kuzeybatıya çekilen Hülagu Han ve sonraki seksen yılda onun yerine gelenler İranan etrafındaki toprakları yönetmişlerdir. Üstünlüklerini kabul ettikleri Moğolistan Büyük Hanlarına bağlılıklarının göstergesi olarak İran’ın Moğol Hanlarına bölge hükümdarları, îlhan anlamında İlhanlılar deniliyordu. İlhanlılar İran’ı genel olarak barışçı bir siyasetle yönetmişler ve Müslümanlığı seçmeden önce bile tüm dinlerin mensuplarına eşit hoşgörü göstermişler, eşit olanaklar tanımışlardır. İlhanlılar’ın temel dış politikaları fetihlerini batıya doğru genişletmekti. Anadolu’da Selçuklu sultanlarını yenmişler, Anadolu beyliklerini -Kendilerine bağlamakla ve bir işgal bölgesiyle yetinmişlerdir. Memluk sultanlığına karşı daha büyük bir mücadele vermişlerdir. 1259 yılında Hülagu Tebriz’den yeni bir kampanya yürütmeye başlayarak Ermenistan ve Yukarı Mezopotamya’yı geçip, güneye Suriye’ye yönelerek Halep ve
Moğol
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir bakıma Moğol fetihleri Ortadoğu’nun sallanmakta olan uygarlığına yeni bir yaşam vermeye yardımcı olmuşlardır. Doğu Akdeniz ve İran uygarlıklarını bir devlet altında birleştiren ilk Arap fatihler yeni bir kültürel ve toplumsal ilişki çağı başlatmışlardı. Benzer biçimde,Moğollar da Ortadoğu ve Uzakdoğu uygarlıklarını ilk kez bir tek hanedan altında bir araya getirerek ticaret ve kültür üzerinde etkili olmuşlardır. Moğollar’ın Avrupa ile yeni ve karşılıklı faydalar sağlayan ilişkilere kapılarını açmaları sonucunda pek çok Avrupalı, Ortadoğu’da Müslüman olmayan hükümdarların olmasını fırsat bilerek Çin’e giden karayolunu keşfe çıktılar. İranlı tarihçi Raşidüddin’in (1247-1318) Cami el-Tevarih farklı uygarlıklar arasındaki bu ilişkilerin bir meyvesidir. Bir hekim ve vezir olan Raşidüddin Museviliği bırakıp Müslümanlığı seçmişti. Olcaytu han ve Gazan han onu evrensel bir tarih derlemesi yapmak üzere görevlendirmişlerdi. Raşidüddin aralarında Keşmirli bir Budist keşiş, bir Frank keşişi, bazı İranlı bilim adanılan kabile geleneği uzmanı bir Moğol ve iki Çinli bilim adamının olduğu bir ekip kurdu. Bu ekiple birlikte İngiltere’den Çin’e uzanan geniş bir dünya tarihi yazdı. Raşidüddin ve hanları kendi uygarlıkları dışına çıkan evrensel bir tarih yazma konusunda Avrupa’dan beş yüz yıl önce davranmışlardı.Moğol İstilaları Irak’a kalıcı zararlar vermiş, Irak ve Bağdat, İslam dünyasındaki merkezi konumlarına bir daha kavuşamamışlardır.- İstilanın sonucunda öncelikle sivil hükümet devrilmiş, sonra da ülkenin refahının, hatta varlığının bağlı-olduğu hassas su kanalları çökmüştür. Yeni devlet düzeninin denetimi ele geçirmesiyle İran’da refah ve düzenin yeniden sağlanmasına karşın, Irak’taki yıkım sürmüştür. İran’ın Moğol hükümdarları, başkenti Azerbaycan’da kurmuşlar, yaşadıkları
Moğol
Bu dönemdeki iki büyük Türk göçü ile Ortadoğu’nun ve bir süreliğine de Doğu Avrupa’nın görünümü değişmiştir. Kuzeyde, Siri Derya’nın ilerisinde Oğuz Türkleri, onların da ilerisinde İrtuş ırmağı yakınlarında Kıpçaklar bulunuyordu. Kıpçaklar Siri Derya'ya kadar ilerleyerek Oğuzlar’ı oradan kovdular. Sonra da batıya doğru gittiler, Güney Rusya’yı aşarak Polovestler ve Kumanlar olarak bildikleri Doğu Avrupa'ya girdiler. Oğuzlar yurtlarından atıldıktan sonra İslam topraklarına göç ettiler. Adlarınıkendilerine öncülük eden aileden alan Selçuklular, bu göç dalgalarının en önemlisiydi. Selçuk ile ailesi İslam topraklarına X. yy’ın sonlarında girmiş, Buhara’ya yerleşerek İslamiyet’i benimsemişlerdir. Topladıkları ordularla çeşitli Müslüman hanedanlarına hizmet eden Selçuk ailesinin oğullan, sonuncu hanedan olan Gazneliler’den ayrılıp onlara karşı başlattıkları mücadelede başarılı oldular. Selçuk'un torunları Tuğrul ve Çağrı,Türk ordularını Horasan’a sürdüler ve Gazneliler’i yenerek büyük şehirlerini aldılar. Kısa süre sonra Selçuklular kendileri için hareket etmeye başladılar ve 1037 yılında Nişaburabur ve Merv camilerinde adlarına hutbe okundu. Sonrasında Doğu İran’ı geçerek batıya doğru ilerlemeye başladılar ve hızla büyüyen ordulanyla Batı İran’ı fethettiler. 1055 yılında Tuğrul’un ordusu Bağdat’a girdi ve son Büveyh emirlerinin elinden şehri aldı. Artık yeni bir İslam imparatorluğu doğmuştu. 1079 yılında Selçuklular, Filistin ile Suriye’yi yerel hükümdarlardan ve gerileyen Fatımiler’den aldılar. Bizans’tan Anadolu’nun büyük bir bölümünü alarak İranlılar’ın ve Araplar’ın yapamadıklarını yaptılar. Bundan itibaren Anadolu bir Müslüman Türk toprağı olarak kaldı
Tarih
Mutasım’dan sonra Türk asker ve komutanları daha çok kullanılmaya başladı. Zaman içinde bu Türkler İranlılar’ı ve Araplar’ı ordudan dolayısıyla da siyasi yaşamdan uzaklaştırdılar. Türkler askeri sınıfı ele geçirerek ve İslam devlet düzeninin de giderek askerileşmesi ile bin yıl sürecek bir egemenlik kurma fırsatı yakaladılar. Bir Türk asker kölesi daha 868’de Müslüman Mısır’da ilk bağımsız hanedanı kurmuştu. Mısır’da bundan sonraki devlet düzenlerinin çoğu Türk kökenli oldu. İran’da milli hanedanlar bir dönem daha sürdü ama en uzun ömürlü ve önemlisi olanSamanoğulları’nda da zamanla Türk askerleri artmaya başladı. Sonunda da Samanoğulları hizmetindeki bir Türk köle tarafından kurulan Gazneliler Türk hanedanı (962-1186) yerlerine geçti. Bunlar paralı asker ya da köle olarak Müslüman devle derin hizmetine girip daha sonra da yerlerine geçen asker grupları ya da tek askerlerdi. 960'da İslam sınırları dışındaki Türk Karahan-lılar hanedamnın halkıyla birlikte Müslüman olması farklı önem taşıyan bir olay olmuştu. O zamana dek Müslüman olanlar, yalnızca gruplar ya da kişilerdi. Bununla ilk kez, bir Arap tarihçisine göre sayılan iki yüz bin çadınbulan bir halk, Müslüman olmuştu ve Siri Derya’nm dışındaki topraklarda ilk Müslüman Türk krallığı kuruluyordu. Karahanlılar, İslamiyet’i kabul ettikten sonra İslam öncesi Türk geçmişlerini unutarak kendilerini Ortadoğu İslam uygarlığıyla özdeşleştirmişlerdir. Türkler’in yeni dinlerini bir bütün olarak benimsemeleri, en başından beri Türk İslamiyeti’nin belirleyici bir özelliği olmuştur. Türkler, milli kimliklerini İslamiyet’e gömerek îranlılar'ın ve Araplar’ın asla yapmadıkları bir şeyi yaptılar. Bunun nedeni, hem puta tapmanın ve İslamiyet’in sınırlarında karşılaştıkları bu dinin basit inanç yoğunluğu, hem de İslamiyet’i kabul
Tarih
Azat edilmiş Pers bir köle ve militan bir mezhebin lideri olan Ebu Müslim 9 Haziran 747 tarihine karşılık gelen Hicri 25 Ramazan 129 tarihinde, İran’ın doğu eyaleti Horasan’da kara isyan bayraklarını açü. Ebu Müslim ve ondan öncekiler neredeyse otuz yıldır eylemlerine devam ediyor, dinsiz Emeviler’i suçluyor, Hz. Muhammed’in akrabalarının, özellikle amcasıAbbas’ın soyundan gelen Abbasiler’in iddialarını sürdürüyorlardı. Ebu Müslim’in hazır bir dinleyici kitlesi vardı. İran’daki Müslüman halk Emevi hakimiyetinin neden olduğu eşitsizliklerle eziliyordu. Uzun bir zaman ikamet ederek yarı yarıya Persleşen Arap ordusu ve yeni yerleşimciler, isyancılar zafer kazanmak üzereyken bile aşiret kavgalarına devam ediyorlardı. Ebu Müslim, çok geçmeden hem Araplann ve Arap olmayanların desteği sayesinde Horasan’ı ele geçirip İran üzerinden batıya doğru eski Irak eyaletine yürüdü. 749’da orduları Fırat’ı geçtiler ve başka bir Emevi gücüne karşı da zafer kazandılar. Kufe’deki askerler mezhebin lideri Ebul Abbas’ı halife ilan ederek ona el-Saffahunvanını verdiler. 749 ve 750’de Suriye’de ve Irak’ta kazanılan başka zaferler Emeviler’in sonu hazırladı. Böylece kısa sürede yeni halifenin otoritesi İslam imparatorluğunun tamamına yayıldı. Sonucu Abbasi halifelerinin Emeviler’in yerine iktidara gelmesi olan bu mücadele sıradan bir hanedan değişimi değil, İslam tarihinde bir devrimdi. Gerek-İslam gerek de Batı tarihçileri, Abbasi zaferinin bu özeliğini kabul etmiş ve konuya açıklık kazandırmak' için çok çaba harcamışlardırcamışlardır. Tarihin milli ve de ırkçı kuramlarının etkisinde kalanlar, Abbasiler’in iktidara gelmelerini, İranlılar’ın Araplara karşı kazandıkları bir zafer, Emevi Arap Krallığı’nın devrilmesi ve İranlaşmış İslamiyet etiketiyle yeni bir İran imparatorluğunun doğması olarak
Din Tarihi