"Sen de mi fal baktırmak istiyorsun?" dedi. Sesi de bakışı kadar kararlı, yüz hatları kadar sertti.
"Benim için fark etmez. İstersen bak. Ama şunu bil ki, ben buna inanmam."
"Küstahlığından söylüyorsun bunu. Senden bekliyordum zaten. Eşiği geçtiğin anda, adımlarından anladım bunu."
"Öyle mi? Kulakların keskinmiş."
"Keskindir. Gözlerim ve aklım da öyle."
"İşin için hepsine ihtiyacın var tabii."
"Var. Özellikle de senin gibi müşterilerim olduğunda. Sen neden titremiyorsun?"
"Üşümüş değilim."
"Rengin neden solgun değil?"
"Hasta değilim."
"Neden bana bir şeyler sormak istemiyorsun?"
"Aptal değilim."
Kocakarı bonesinin ve bandajının altından kahkaha attı. Sonra bir çeşit küçük pipo çıkardı ve yakıp içmeye başladı. Bir süre bununla meşgul olduktan sonra doğruldu ve piposunu ağzından çıkardı. Doğrudan ateşe bakıyorken, "Üşüyorsun; hastasın ve aptalsın." dedi üstüne basa basa.
"Kanıtla." dedim.
"Birkaç kelimeyle kanıtlayayım. Üşüyorsun,çünkü yalnızsın ve içindeki ateşi tutuşturacak hiçbir şey yok. Hastasın, çünkü insanoğluna verilmiş en güzel, en yüce, en tatlı duygular senden uzakta duruyor. Aptalsın, çünkü acı çeksen de o hislere yaklaşmaktan kaçınıyorsun. Seni bekledikleri yere bir adım bile atmıyorsun."
Yaşlı adam iç geçirdi. "Bu soruyu sormakta haklısın,çocuğum. Elimizden alınmasına neden göz yumuyoruz? Neden savunmaya geçmiyoruz? Ancak bu dünyada adaletin haklıdan değil, güçlüden yana olduğunu daha sonra anlayacaksın. Yeryüzünde şiddet, iradesini zorla kabul ettirir ve dindarlığın dünyevi gücü yoktur. Tanrı bizlere hakkımızı yumruklarımızla almayı değil, adaletsizliğe katlanmayı öğretti yalnızca."
"Hadi sor çocuğum! İstediğin kadar cesurca sor, ben yanıt vereceğim. Bir insan için bilmemek sormaktan daha kötüdür. Çok soran insan çok şeyi anlayabilir ancak. Yalnız çok şeyi anlayan biri adil bir insan olabilir."
Sayfa 23 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu