O kadaaaar uzun zaman boyunca romantik kitap okumamışım ki başlarda klasik bir romantik kitap okuyunca bocalamadım değil. Bundan dolayı başlarda ufacıcık sıkılmış da olabilirim. Ancak sonrasında çoook eğlendim.
Bir kere kafamın tam da eski aşıklar türünden çalıştığını anladım zira günümüz polyannacılığıyla pembe gözlüklerin takılarak yazılmış bazı romantikliklerdense bu kitaptakini tercih ederim. Kitaptaki diyaloglar -özellikle Rochester'la olan ilginçti ve okurken ister istemez gülme seanslarına girdim. Böyle birbirlerine hislerini belli etmemeye çalışıp imalarla, laf cambazlığıyla, dolaylı cümlelerle ve hatta falcı kılığına girip ağızdan laf almaya çalışmalarla karşılaştıkça hem yazarın dili ve anlatımına hem de karakterlere aşık oldum diyebilirim. Böyle zekice kurulmuş cümleleri gördükçe kendimden geçtim desem yeridir. Sadece çevirmen eksikliğinden kaynaklı bir durum -yani sanırım- var ki o da fransızca olan bazı cümlelerim çevrilmeyip birebir aktarılmasıydı. Bu durum biraz rahatsızlık verdi bana diyebilirim. Çünkü bilirsiniz ki insan bu her türlü merak eder. O zamanın romantiklerinde olduğu gibi yazar da çokça tesadüf koymuş kitaba. Karakterlerin tanışması, Jane'in tamamiyle şans eseri baba tarafından akrabalarını bulması... Ancak hepsi çok güzeldi. Daha söyleyebileceğim o kadar şey var ki kitabın güzelliğini anlatabilmek için. Kitapta bir anda gelişen olay sonucu ayrılık ve sondaki kavuşma... Hepsi tam yerinde ve ince düşünülmüş. Sonu, hep duyduğumuz o "Çirkini bir de sen, onu sevenin gözünden gör" türünden laflar vardır ya ha tam da onu vurgular nitelikteydi. Daha birçok evrensel mesaj da vardı tabii. Güzelliğin dışta değil içte, kalpte, samimiyette, davranışlarda olduğu ve bunu yalnızca doğru bakan gözler tarafından anlaşılabileceği gibi.
Kısacası en iyisi siz