Biliyor musun, mon chere, insan birini sevmiyorsa ölmüş demektir. Alt tarafı neyiz ki? Toprağız. Ama birini sevince Tanrı gibi oluruz, dünyanın yaradılışındaki insanlar gibi tertemiz kesiliriz.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
İçimizdeki şeytan, içimizde mi bilmem ama bize her zaman yapmamamız gerekenleri fısıldayan bir güç var, eğer içimizdeyse onu çoktan yemişiz ama hiçbir zaman yenememişiz, afiyet olsun
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Can Yayınları · 2019208,8bin okunma
İnsan mı? Hep daha fazlasını isteyen, bencil, dünyaya tapan varlıkların nasıl yaşadığı önemli mi? Ne zaman bu hale geldik, paylaşmaktan uzak, yaratılış amacından uzak bireylere dönüştük. Tanrı sevgiyi yarattı ve biz sevgiyi başka şeylerde aradık. Parayı sevdik, mal mülk bağımlısı olduk. Ve bu hikayenin sonunun ölüm olduğunu bile bile nasıl ölmeyeceğimize inandık. Tolstoy’un dediği gibi; ‘Adam bir yıl sonrasına hazırlanıyor ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor.’ Bilmiyoruz sevgiyi, bilmiyoruz sevmeyi, bilmiyoruz yaşamayı ve bilmiyoruz ölmeyi. Geriye ne kalır, insan neyle yaşar ki?