En büyük hata: birilerini fazla analiz edip o kişiyi gerçekten tanımak. Bir insanı tanıyıp sevdikten sonra o kişinin sevdikleri ve sevmedikleri seni daha çok ilgilendirir neyi sever neyi sevmez ne yapar ne yapmaz. Bunları bildikçe kendi sevip sevmediklerini unutursun.. Fazla duygu fazla his sadece zarar verir, kadının son aşaması ise tam beklediğim gibi: sevdiği kişiyi tanrılaştırması. Tüm hayatını sevdiği adamı yücelterek geçirmiş. Bu yüzden gerçek tanrı çocuğun canını aldığında ise şok oluyor. Sonuç olarak kadın kendi hikayesini kendi yazmış, kendi oynamış çok ilginç ki kimseyi suçlayamıyorum. O kadın da bunu isterdi, sevdiği adam o öldükten sonra suçlanmasın, zarar görmesin. Ne yazık..
Epidemik toplum olma sorunsalı, korkunun getirdiği kargaşa, gürültü ve kontrolsüzlük, kontrolü sağlayan devlet ve din etkilerinin de salgınla beraber kör olmasıyla birlikte toplum düzeninin bozulması,,, bunu yapan bizleriz körlük değil...
Cümlelerin hiçbirini kaçırmamaya çalışmak bir süre sonra ürkütücü olmaya başlıyor, çok dikkatli okursan sağlam dişlerin çürüyebilirmiş gibi bir his oluşturuyor.
İçimizdeki şeytan, içimizde mi bilmem ama bize her zaman yapmamamız gerekenleri fısıldayan bir güç var, eğer içimizdeyse onu çoktan yemişiz ama hiçbir zaman yenememişiz, afiyet olsun
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Can Yayınları · 2019208,7bin okunma
İnsan mı? Hep daha fazlasını isteyen, bencil, dünyaya tapan varlıkların nasıl yaşadığı önemli mi? Ne zaman bu hale geldik, paylaşmaktan uzak, yaratılış amacından uzak bireylere dönüştük. Tanrı sevgiyi yarattı ve biz sevgiyi başka şeylerde aradık. Parayı sevdik, mal mülk bağımlısı olduk. Ve bu hikayenin sonunun ölüm olduğunu bile bile nasıl ölmeyeceğimize inandık. Tolstoy’un dediği gibi; ‘Adam bir yıl sonrasına hazırlanıyor ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor.’ Bilmiyoruz sevgiyi, bilmiyoruz sevmeyi, bilmiyoruz yaşamayı ve bilmiyoruz ölmeyi. Geriye ne kalır, insan neyle yaşar ki?