BrsnKs

BrsnKs
690 okur puanı
Ağustos 2018 tarihinde katıldı
9/10
·256 syf.··
2026 34. kitabı
Kitabın başlığı gayet açık aslında, kitap tam da annesinden kopamayan erkekleri anlatıyor. Ve bu annesinden kopamayan erkeklerin yaşam ve ilişki sorunlarına yakından bakıyor. Annesiyle iç içe geçmiş bir erkekle ilişki yaşayan kadınların da yaşadığı zorlukları anlatmış bize. Nedir bu anneyle iç içe geçme hikayesi? Kısa ve öz haliyle, anneye karşı "hayır" diyememe, kendi olamama, annenin istek ve ihtiyaçları etrafında şekillenmiş bir hayat! Bizim kültürümüzde anne kutsal olarak geçtiği için; annenin sözünden çıkmayan, annenin her şeyine koşan, kendi hayatını anneye adayan bir erkek; "Hayırlı evlat!" kategorisine giriyor ve böyle olunca da sınır koymak daha da zorlaşıyor. Anneye karşı gelmek "saygısızlık" olarak addediliyor. Annenin onayı, annenin beğenisi, annenin mutluluğu her şeyden önce geliyor. Bazılarınız için bu olması gerekenmiş gibi geliyor olabilir, sağlıklı olup olmadığını belirleyen şey ise bunun dengesi! Şiraze kaydığında ilişki sağlıksız tarafa geçiyor ve maalesef bu durum kişinin büyüdüğü çevrede normalse, sağlıksız olan şey kişinin normali haline geliyor. Bazı evliliklerde baba var ama duygusal olarak yok oluyor, bazen gerçekten (bir sebeple) uzakta oluyor, bazen de evi terk etmiş veya ölmüş olabiliyor. Evlilik içinde kocasından alamadığı duygusal yakınlığı ve desteği, çocuklarından almaya çalışan her anne, çocuğunu istemeyerek de olsa bu iç içe geçmeye sürüklüyor. İstek ve ihtiyaçlarının karşılanmadığı bir ilişkinin mutsuzluğunu, çocuklarına aktararak, kendine kendince yeni bir kaynak oluşturuyor. Anne, bir çocuk için o kadar kıymetli ve hayati bir önem taşıyor ki, çocuğun bu taleplere duyarsız kalması neredeyse imkansız. Yaşamak için annesine ihtiyaç duyan bir çocuk, anneyi yaşatmak ve mutlu etmek durumunda hissediyor. Anne yoksa kendi yaşamı da yok.
Annesinden Kopamayan ErkeklerKenneth M. Adams · Diyojen Yayıncılık · 2024129 okunma
Reklam
9/10
·400 syf.··
2026 28. kitabı
Zihnimizden geçen düşünceler, genel anlamıyla bizi hayatta tutmaya çalışır fakat günün sonunda yine bizi hasta eden de bu düşüncelerdir. İşe yarayan düşünceler bize fayda sağlarken, işe yaramayan düşünceler ise bizi uzun vadede zarara sokar. Peki bir düşüncenin işe yarayıp yaramadığını nasıl anlayacağız? Eğer zihnimden geçen düşünceler istediğim hedefe beni götürüyorsa faydalıdır ama istediğim hedeften beni uzaklaştırıyorsa faydasızdır. Örneğin kilo vermek isteyen birini ele alalım; bu kişi "kilo vermeyi hedefliyorum. Bunun için beslenmeme özen göstermeliyim, hareket etmeliyim ve bunun için bir planlama yapmalıyım" diye düşünüyor ve bu düşüncelerini de eyleme geçirebiliyorsa, bu düşüncelere faydalı diyebiliriz. Fakat aynı kişi kendine "şişkonun tekisin, bi gırtlağını tutamıyorsun, asla kilo veremeyeceksin" diye düşünüyorsa, bu pek de faydalı bir düşünce olmayacaktır. Zorlayıcı düşünceler hepimizin hayatında kilit rol oynar, çünkü duygu ve davranışlarımıza etki eder. Hepimiz kendimize "yetersizsin, hak etmiyorsun, bende hiç şans yok, istediğim hiçbir şey olmuyor, başarısızın tekiyim" derken kendimizi bulmuşuzdur. Düşünceler bizi ancak iki şekilde etkisi altına alabilir; ya o düşüncelere İTAAT ederiz ya da o düşüncelerle MÜCADELE ederiz. İTAAT; zihnimizdeki düşüncenin doğruluğuna sorgulamadan inandığımızda ortaya çıkar. Ona o kadar inanırız ki, denemeden pes ederiz. Teslim oluruz. MÜCADELE; duygu ve düşüncelerimizin bizi ele geçirmesine tüm gücümüzle karşı çıkarız. Uyuşturucu, alkol, yemek yeme, erteleme vb gibi bizi bu acı dolu düşüncelerden uzaklaştıracak ne varsa yaparız. Savaş veya kaç. İki durumda da kaybeden biz oluruz. Ee ne yapacağız? Öncelikle düşüncelerimizi fark edeceğiz. Çünkü çoğumuz zihnimizdeki düşüncelerle bir olmuş durumdayız. Düşünceler zihnimizden
Mutluluk TuzağıRuss Harris · Diyojen Yayıncılık · 2022995 okunma
7/10
·352 syf.··
2026 27. kitabı
İlk olarak bu kitabın en büyük özelliği, kitabın içinde hiç "e" harfinin olmaması. Öyle kelimelerden "e" harfinin çıkarılarak yazılmasından bahsetmiyorum, içinde "e" harfi geçen hiçbir kelime kullanılmamış. Bunun sebebi, yazar 2.Dünya Savaşında anne ve babasının kayboluşuna tanık olarak yaşamış, bu boşluğu da bir harfi ortadan kaldırarak yansıtmak istemiş. Çeviren kişi de bu kitabı aynı şekilde hiç "e" harfi kullanmadan çevirmiş ki bence koca bir alkışı hak ediyor kendisi. Ben de incelememde hiç "e" harfini kullanmadan yazabilmek isterdim ama uğraşmak istemedim sanırım. Bu arada yazarın kendi isminde o kullanmadığı "e" harfinden bolca var; sanırım işin ironisi de burada. Kitabın konusuna gelecek olursak, yazar, ortadan bir bir kaybolan kişileri ve bu kişilerin birbirleriyle olan bağlantılarını bir soğanın katmanlarını tek tek açar gibi okuyucuya aktarmış. Anlatım için kötü diyemem ama iyi de diyemem. Ben de beğendim mi beğenmedim mi çok arada kaldım. Okumak isterseniz bir şey kaybetmezsiniz.
KayboluşGeorges Perec · Ayrıntı Yayınları · 20181,319 okunma
7/10
·432 syf.··
2026 26. kitabı
Kısa kısa hikayelerden oluşan bu kitabın içinde, öykülerle beraber ülke ülke ve kültür kültür geziyorsunuz. "O neymiş?", "Orası neresiymiş?", "Hangi tablodan bahsediyor?", "Burası hangi müzeymiş?", "O ne maskesiymiş?" diyerek okuduğunuz için de google'u sıkça ziyarette bulunacağınız bir kitap olduğunu belirtmeliyim. Milo Venüsü, Alhambra Sarayı, Kyoto Kamo nehri, Pers Sarayı, Zengen-ji Amida Buda, Venedik San Rocco Kilisesi, Akropolis, Şira-Hanya maskesi, Japon Noh dansı, İse Tapınağı, Barcelona kitapla beraber ziyaret edeceğiniz veya merak edeceğiniz şeylerden bazıları. Yine sadece virgül kullanma durumu var bu kitapta da; sanırım nobel almak için ilk şart, hikayenizi anlatırken sadece virgül kullanmak:) Ancak bu defa akıcı bir anlatımla karşı karşıya olduğunuz için bu durum sizi pek yormuyor. Yazarımız 2025 Nobel ödüllü, diğer kitaplarını okumadım ama anlatımı gerçekten güzel. En azından yormuyor diyebilirim. Ben hikayelerden oluşan kitapları pek sevmem, tek bir hikayede akıp gitmeyi daha çok seviyorum, bu şekilde çok bölünüyor gibi hissediyorum ama ona rağmen beğendiğimi söyleyebilirim. Okuyacaklara da keyifli okumalar dilerim.
Seiobo Orada, AşağıdaydıLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 201976 okunma
2/10
·288 syf.··
2026 24. kitabı
2023 yılı Nobel Edebiyat Ödülü almış bir yazar. Nobel Edebiyat ödüllü yazarları okumayı severim. Şimdiye kadar bu ödülü almış olan birçok yazar, benim gönlümü yazdıklarıyla fethetmiş olsa da Jon Fosse için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kahramanımız Asle'nin iki gününü okuyacağınız bu kitapta, bu sözü geçen iki gün bitmek bilmiyor. Kahramanımızın zihninin içinde geçirdiğimiz iki gün...Yazarın, kahramanın zihninden geçen düşünceleri cümleye dökmesi de çok başarılı değil. Cümleler bazen çok tekrar ediyor, bir olay örüntüsü kurmaya çalışıyorsunuz ama o da çok mümkün değil. Şimdi bir şeyler olacak mı diye çevirdiğim her sayfa da hiçbir şey olmaması can sıkıcıydı. Ölüm, yas, yalnızlık, seçimler, geçmişe özlem temaları... Anlatıcının geçmişine yönelik bazı anılara yer verilmiş ara ara ama bu anıların bağlandığı bir yer yok; rüzgarda uçuşan içi boş bir poşet gibi, nerden geldi, nereye gidecek belli değil! Bana göre sıkıcı olan bu anlatımda bir de sadece virgül kullanması, cümleleri uzattıkça uzatıyor ve asla sonu gelmeyen sıkıcı bir anlatıya dönüşüyor. Yazılarında sadece virgül koyarak ilerleme tarzını ilk defa Jose Saramago'da görmüştüm fakat onun hikaye anlatımı o kadar güçlüydü ki virgülle bağlanan o cümleler keyifle akıp gidiyordu. Jon Fosse'nin bu hikayesinde ise bu virgülle cümleleri bağlama işi epey yorucu geldi bana. Kitabı atlayarak okumak istedim ama aralarda sürekli anlatılan o şeyden çıkıp başka şeyler de anlatıldığı için ve ben de kafamda bir hikaye yaratmama yardım edecek bilgiye ihtiyaç duyduğum için bu atlama işini pek yapamadım. Ağızda büyüyen bir lokma gibiydi benim için bu kitap! Ve alıntılayacak tek bir cümle bile olmaması da hayal kırıklığımın göstergesi sayılabilir. Tabii bunlar benim fikirlerim. Almak ve okumak isteyen kişilere okurken sabır
Öteki İsimJon Fosse · Monokl Yayınları · 202521 okunma
Reklam