Her çoğunluğun küçük, görünmez ve fark edilmez birer azınlık olarak ortaya çıktığını hiç unutmayalım. Yüzyıllık dev meşe ağaçları bile bu ufacık palamutların içinden çıkıp büyümüşlerdir.
🌱🌳
Hiçbir zaman balık olamayacağını biliyor muydun? Isık-Göl'e kadar yüzemeyeceğini, orada beyaz gemiyi göremeyeceğini, ona, "Merhaba beyaz gemi, ben geldim!" diyemeyeceğini düşünmedin mi küçük çocuk?
Ama bir şeyi rahatça söyleyebilirim: Çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin sen. İşte bunun için avunuyorum. Bir kez çakıp sönen bir şimşek gibi yaşadın sen. Şimşeklerin kaynağı göktür, gök ise sonsuzluktur, işte bundan dolayı kıvançlıyım.
Avunduğum başka bir şey daha var: İnsanın çocuksu, temiz vicdanı tohumun içindeki öz gibidir. Bu öz olmadan hiçbir tohum gelişemez ve bizleri ileride ne beklerse beklesin, insanlar yaşadıkça hak, doğruluk denen şey de orada var olacaktır.
Senden ayrılırken senin sözlerini yineliyorum küçük çocuk: "Merhaba beyaz gemi, ben geldim!"
Sonra karları tepeleye tepeleye ırmağa inmek, ırmağı bir adımda geçerek ormana dalmak isterim. Çünkü ormandaki ağaçlar da korku içindedirler, ıpıssız ormanda ne arayanları vardır ne soranları. Yerlerinden ayrılamadıkları için de çıplak gövdeleriyle buz gibi ayazda üşürler. Ağaççıklar korkmasınlar diye ormanda dolaşarak her birinin gövdesine teker teker dokunmak isterim. İşte baharda yeşermeyen ağaçlar kışın korkudan donup kalmış olanlardır. Kuruyanları odun olsun diye keseriz. Bütün bunları dedem bana masal anlatırken düşünürüm.
İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan, hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insan seversek asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.
İnsanlar birbirinin maddi yardımlarına ve paralarına değil sevgilerine ve alakalarına muhtaçtırlar. Bu olmadıktan sonra aile sahibi olmanın hakiki ismi, "birtakım yabancılar beslemek"ti.