İsmail Şen

İsmail Şen
@Bugrahan86
Kitap, dergi, şiir âşığı ve mahzun bir Türk... "Ben şair. Vaktin oğlu. Dünyayı bir kez tattım, dilim hâlâ sargıda."
⚘Türkçe Öğretmeni⚘
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi-Türkçe Öğretmenliği
Konya
Karapınar/Konya
12 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM
Üç kez seni seviyorum diye uyandım Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum. Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün. Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum -Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum. Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün. Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum. Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun. ⚘⚘⚘ İlhan Berk
Yapı Kredi Yayınları
Şiir
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yılanı, güneş ısıtıp da ısırabileceği bir zamanda değil soğuktan kuyruğunu kıpırdatamadığı bir sırada öldürmek lazımdır. 🍁 (Peçenek Atasözü, Bizans tarihçisi Cedrenus)
Kapitalizm insanlığa gerçekten maddî bir ilerleme temin etti mi? Yoksa büyüyen rakamlar sadece nüfusun çok küçük bir bölümünün iktidar tutkusuna mı yarıyor? Çeyrek yüzyıl kadar önce popüler bir dergide gerçek bir ârif olan edebiyat hocamız Orhan Okay Bey’e yöneltilen soru şuydu: “1940’lı yılların İstanbul’unda insanlar arası ilişkiler nasıldı, çocukluğunuz nasıl bir ortamda geçti?” Cevap çok kısa ve net: “İnsanlar birbirlerini tanırdı. Hangi evde kim var, bilinirdi. Herkesin iyi veya kötü bir evi vardı. 1930’larda İstanbul’da çok az sayıda kiracı vardı. Anadolu’dan gelen işçilerin kaldığı bekâr odaları vardı. Bunun dışında kiracı kavramı yoktu.” (Yılmaz, 1996). Kırk yıl sonraki (1970’ler) çocukluğumun Karaköse'si de (Ağrı) aynen böyleydi. Ne kadar yoksul olursa olsun evsiz bir aile düşünülemezdi. [Aile kurmanın adı “ev”lenmek değil miydi? Batı dillerinde evlenmek anlamına gelen marriage ise kocaya (Latince, maritus) tâbi olmak demekti!]. Karaköse’de sadece Batı’dan gelen subay ve memurlar kiracı olurlardı, kiraya verilecek evlerin sayısı da çok sınırlıydı. Derken Türkiye amansız biçimde “ilerledi” ve sonunda insanların büyük bölümü işçi veya memur gibi sıfatlarla “bekâr odaları”na mahkûm edildi. Bugün büyük (metropolitan) şehirlerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisi kirada oturuyor. Maddî ilerleme bu mudur? 🍁 (Mustafa Özel, Pandemi Sonrası Dünyada Kapitalist Medeniyetin Eleştirel Muhasebesi)
Pandemi Sonrası Dünyada Kapitalist Medeniyetin Eleştirel Muhasebesi
Claude Levi-Strauss’un bilim dünyasına armağanlarından biri olan antropolog Philippe Descola, dünyayı kurtarma arayışı şöyle dursun, “Biz insanlar, gezegenin virüsleri hâline geldik.” diyor. Hocasının kavramsallaştırmasından hareketle pandemiyi bir “bütünsel toplumsal olgu” olarak nitelendiren Descola, bu tür olguların toplumu sarsıp “onun derin mahiyetini açığa çıkardığını” söylüyor. Pandemi bu bakımdan sanayi sonrası kapitalizmin ana hatlarını ifşâ eden bir ayraçtır: “Kapitalizm bir salgın gibi yayılmaya devam etmektedir. Sistemi uygulayanları doğrudan öldürmese de yeryüzünün tüm sâkinlerinin yaşam koşullarını uzun vâdede yok edecektir. Gezegenin virüsleri hâline gelmiş durumdayız.” (Truong, 2020, 20 Mayıs). Hülasa, önce ciddi bir kültür muhasebesi, ardından da kapsamlı bir (kapitalist) medeniyet muhasebesi yapmalıyız ki salgın sonrası için yapılan tekliflerin sahicilik yahut sahteliklerini kavrayabilelim. 🥀📚🥀 (Mustafa Özel, Pandemi Sonrası Dünyada Kapitalist Medeniyetin Eleştirel Muhasebesi) Mustafa Özel