Şeker Portakalı’ndan tanıdığımız Zezé’nin bu romanda çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecine tanıklık ederiz. Ancak Zezé için büyümek, içindeki çocuğu geride bırakmak anlamına gelmez. Yaş aldıkça değişen dünyaya uyum sağlamaya çalışırken, kalbinin derinliklerinde hâlâ hayal kuran, kırılgan ve sevgiye aç o küçük çocuk yaşamaya devam eder.
Zezé, içinde sakladığı “adam” ile hayata tutunurken, gösterileriyle hayranlık duyduğu Maurice aracılığıyla bu çocuk yanını okura hissettirir. Onun olgunlaşması; hayal gücünden, saf duygularından ve inceliğinden vazgeçmesi değil, aksine tüm bunları koruyarak büyümesi şeklinde gerçekleşir. Bu durum, Zezé’nin yaşadığı acılara rağmen iç dünyasındaki saflığı kaybetmediğini gösterir.
Bu yönüyle Güneşi Uyandıralım, Zezé’nin büyürken neleri kaybetmediğini anlatan dokunaklı bir eserdir. Şeker Portakalı’nda sevgisizliğin ve acının içinde kalan küçük bir çocuk varken, bu romanda o çocuğun izlerini kalbinde taşıyan, daha bilinçli ve olgun bir Zezé karşımıza çıkar. Yıllar geçse de hayal gücü, hayranlıkları ve sevme biçimi değişmez. Roman, çocukluğun geride bırakılan bir dönem değil; insanın kalbinde ömür boyu yaşayan bir parça olduğunu güçlü bir şekilde hissettirir.