Gözlerinin harcadığı çabayı sınırlayacak yerde, düşüncesiz bir tutumla aydan aya ağırlaştırmaktaydı. Bitirip bir kenara bıraktığı her sayfa, görme gücünün bir parçasını alıp götürüyordu. Köpeklerin ömrü kısa olurdu; okumasını da bilmezlerdi. Bundan ötürü de körlere gözleriyle yardım ederlerdi. Gözlerinin değerini bilmeyen insan, köpeklerin yol göstericiliğini hak etmiş sayılırdı.
... Ama insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog, artık kesildi. Ve diyalog yolu ile ikna edilemeyenlerin insanda korku uyandırması da son derece doğaldır.
Ebu Müslim Havlanî, Muaviye'nin huzuruna girdi ve "Allah'ın selâmı sana olsun, ey ecir!" dedi. Orada bulunanlar, "emir" demesi için kendisini hemen uyardılar. Yine aynısını tekrarlayınca, yeniden uyardılar. Ancak o söylediğinde ısrar etti. Üçüncü kez uyardıklarında, Muaviye "Ebu Müslim'i bırakın! O, ne söylediğini daha iyi bilir" dedi. Bunun üzerine Ebu Müslim de "Sen, yalnızca ecirsin. Allah, seni, bu reayayı yönetmek için kiraladı. Eğer sen, onun uyuzunu iyileştirir, hastasını tedavi eder ve hastalık sirayet etmemesi için sağlamları bir tarafa ayırırsan, sana ücretini verir. Fakat böyle yapmazsan, efendin seni cezalandırır." cevabını verdi. Bu tarihî olay, ibret alma hususunda gayet açıktır
Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Kim Müslümanların işini üstlenir de, aralarında ondan daha ehil biri bulunduğu hâlde bir başkasına görev verirse, Allah’a ve Peygamberine hainlik etmiş olur.”
Bir başka rivayette ise şöyle buyurulur:
“Kim, bir topluluğa onların içinde halkın sevgisini ve güvenini daha çok kazanmış biri bulunduğunu bildiği hâlde başkasını emir tayin ederse, Allah’a, Peygamberine ve müminlere hainlik etmiş olur.”
Bazı âlimler, bu sözün Hazreti Ömer’in oğluna söylediği ve İbn Ömer’in de naklettiği bir söz olduğunu belirtmişlerdir. Hazreti Ömer şöyle demektedir:
“Kim Müslümanların herhangi bir işini üstlenir, sonra da aralarındaki dostluk veya yakınlık sebebiyle birine görev verirse, Allah’a, Peygamberine ve Müslümanlara hainlik etmiş olur.”
Sumer destanlarıyla Türk destanları arasında çok yakın bağ var. Önce Tufan olayını anlatan Gilgameş'in adı geliyor. Sumer metinlerinde Gilgameş, çok bilen, bilgili, her şeyi bilen ve gören olarak nitelenir. Diğer taraftan Gil.gameş adındaki ilk heceyi tanımlayan işaret hem gil hem de bil okunabilir. Sumerologlar arasında bunlar-dan hangisinin okunması daha uygun olacağı konusu tartışılmakta-dır. Eğer biz ön heceyi bil okuyacak olursak bilga, bilgan kelimesi Türkçede bil kökünden bilim, bilik, bilgi, bilgan=bilen anlamına geliyor. Eski Türklerde Bilge Kağan, Bilge Beg gibi kahraman ad-larına ve unvanlarına raslanıyor. 16 Meş, mış ile son bulan Alpamış, İlalmış, Tohtamış gibi Türk kahraman adları ile Bilgames/miş ara-sındaki bu kadar benzerlik aynı kökten gelmiş olacağını göstermek-tedir. Ayrıca Bilgameş/Gilgameş destanı ile Türk destanları arasın-da, özellikle Dede Korkut destanları arasında boğanın öldürülmesi, ağacın kökünden çıkarılması gibi birçok benzerlikler var.