Burak Akcan

Burak Akcan
@Burakcan2
Instagram: oh_my_godot
İstanbul, 5 Ağustos
3 okur puanı
Haziran 2018 tarihinde katıldı
“Saat bire kadar annemi karşımda oturttum. Nefes alamıyordum; koltukta iki büklüm oturuyordum. Annem karşımdaydı. Bir kelime söylemeye korkuyordu. Ben de konuşmuyordum. Enerjiden tasarruf ediyoruz ya. Birlikte geçirdiğimiz yıllar boyunca annemle o kadar az konuştuk ki. Şimdi nereden başlayabilirim? Beni kötü yetiştirmekle suçlayamam ya onu böyle bir durumda. Ne desem farketmez: yorum yapmadan beni dinler sadece. Olmaz. Bir insanla karşılıklı konuşacak gücüm yok. Bir insan, bir karşılık bekler sizden. Konuşurken ve dinlerken hissedersiniz bunu. Güçlü kuvvetli olduğunuz zaman önemsemezsiniz. Günseli de bana bunu hissettiriyor. Bana yararlı olmak istiyor; oysa beni yoruyor. İlgileniyor; demek ki ilgi bekliyor. Hiç olmazsa ilgilendiğinin farkedilmesini bekliyor. Annem öyle değildir. Kendini karıştırmadan benimle birlikte olmasını bilir. Hem de kitaplarda okumadan, bir yerden duymadan: içinden öyle geliyor. Bütün anneler böyle değildir. Gidip yatmasını söylüyorum: itiraz etmeden gidiyor. Karşımda oturduğu zaman düşüncelerimi hafifletiyor. İşim bitince gönderiyorum. Biraz iyileştiğimi görünce, bana yaptığı iyiliğin karşılığı olarak onunla ilgilenmemi bekleyebilir, değil mi? Hayır. Seviniyor sadece.”
Edebiyat
Reklam
(Heyecanlanma.) Tam telefonu kapamayı düşünürken, zilin çalmağa başladığını duydu. Açıldı: Bilge’nin sesi. Hemen kapattı. Evde yalnız mı acaba? Herhalde; yoksa, babası çıkardı. Ona ne söyleyeceğim kapıyı açınca? Merhaba. Bir söz bulmalıyım, sorgulu gözleri bir hamlede yatıştıran bir söz. Ne zamandır gelmek istiyordum. Olmaz, sen misafir misin? Önünde bir dolmuş durdu. Şimdi artık hemen binmem; bir amaca yöneldim çünkü. Bakalım istediğim yere gidiyor musun? Gitmiyormuş ama, aynı doğrultuda bir yere kadar. Oradan devam eder miyiz? Yolda belli olurmuş. Dolmuşa bindi. Senin evin önünden geçiyordum da Bilge, bir uğrasam mı? dedim. Olur mu? Olmaz. (Bilge, o güzel dudaklarınıza sahipolabilirmiyim?) Aradan yıllar geçmiş, yüzünü de düşünemiyorum. Doğrudan doğruya girdik, oturduk, bir süre sustuk; sonra, ben buraya oturmaya gelmedim Bilge, şunu söylemek istiyorum, seni seviyorum Bilge. Hayır, hiç bir şey söylemeden kalkar giderim, sonra da albayımı görücü gönderirim. Bir kerede olmaz tabii. Üç kere giderim. Bilge de ‘Bu çocuk durmadan gelip gidiyor, bunda bir şey var, der. Canım, öyle bir şey yapar ki.. sonunda ben cesaret bulurum. Ne yapar? Onu da Bilge düşünsün artık. Benden bu kadar.
Edebiyat
Ben de Bilge’ye her zaman bu sözünüzü tekrar ediyorum albayım, fazla ümide kapılmasın diye. Gönlünün rüzgârına kapılıp gitmesini istemiyorum. Artık bizim gibi emeklilere yakışmaz albayım böyle şeyler. Aslında bu yaştan sonra insan, bizim gibi, dünya ile ilişiğini kesip kendini tarih ve tiyatroya vermeli. İhtiyar damarlarımdaki yorgun kan, bu aşka isyan ediyor albayım; her an nefes nefese yaşamaya bünyem dayanmıyor.
Edebiyat
Ben merhamet dilencisiyim, kolumda sargılar taşımıyorum, paçavralar içinde gezmiyorum, kimsenin anlamadığı ince metodlarım var, gecekonduda oturuyorum, seviyemin altında yaşıyorum, yüz olabilirken bir oluyorum, sürümden kazanıyorum, bana bak saydam etek! bana bak güzel bacaklar! kiminle konuştuğunun farkında mısın? beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh’un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız.
Edebiyat

Burak Akcan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
2018 199. kitabı
Sunay Akın
8.2/10 · 976 okunma
Reklam