*Bu yazı spoiler içermektedir.*
Merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere geçtiğimiz iki gün içerisinde okumuş olduğum Kırmızı Saçlı Kadın'dan bahsetmek istiyorum. Bu kitap Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk ile tanışma kitabım oldu. Yazarın kitapta kullandığı cümle yapıları, kelime seçimleri, basit ve akıcı olay örgüsü gibi etmenler bir araya gelince okunması oldukça kolay bir kitabın ortaya çıktığını söyleyebilirim.
Kitabımızda Cem adında liseli bir gencin yaşça kendinden oldukça büyük kırmızı saçlı bir kadına duymuş olduğu tutku ve bu tutkunun yol açtığı efsanevi olaylar silsilesini görüyoruz. Kullanmış olduğum efsanevi sözcüğünün sebebi, olayların geçmişte yaşanmış olan Kral Oidipus ile Rüstem ve Sührab efsanelerini aratmıyor olmasından geliyor. Kitapta baba ile oğul arasındaki kopukluk, otorite savaşı bu destansı hikayeler üzerinden işlenip bizlere aktarılıyor.
Cem'in dershane masraflarını çıkarmak için kuyucu Mahmut Usta'yla birlikte Öngören adlı kasabaya gitmesi ve kasabada hayatının her haliyle değiştiği zamana kadar olan kısım oldukça hoşuma gitti diyebilirim.
Cem'in kasabadaki kırmızı saçlı tiyatrocu kadına duyduğu büyük tutku sürpriz bir birliktelikle sonuçlanınca bu olay genç kahramanımızın aklını başından alır. Mahmut Usta kuyudayken Cem anlık bir dikkatsizlikle kum dolu kovayı aşağıya düşürür ve korkuyla beraber kasabayı terk eder. Bu olay baba ile oğul arasındaki otorite savaşının yansıması gibidir. Çünkü Cem, bazen babası gibi gördüğü ustasını kuyuda öylece bir başına bırakır.
İkinci kısımda ise üzerinden yıllar geçen olayların çözümlenmesine tanık oluruz. Kitapta sıklıkla bahsedilen Kral Oidipus ile Rüstem ve Sührab efsanelerinin adım adım gerçekleşmesi ve yaşanılan her şeyin aynen efsanelerde olduğu gibi tecelli etmesi bizi normal şartlar altında şaşırtacak