"Yatakta kalmayı seçtim. Yatakta değil aslında, o kuyuda kalmayı. Gerçekten de bir kuyu vardı. Acayip bir şey çocuklar, karanlık değil, saydam duvarlarla çevrili sanki sonsuzluğa inen derin bir çukur. İçinde ne çürümüş bir su birikintisi, ne rengini yitirmiş yosunlar ne de küf kokusu olan dipsiz bir derinlik. Ama dışarıdaki dünya bu dipsiz kuyudan daha renksiz, daha tatsız, daha anlamsız olmalıydı ki bilinçaltım buradan kurtulmayı reddediyordu. Fiziksel hiçbir acı yok gibiydi ama vardı, hem de katmerlisi. Nasıl anlatsam, hayatın kendisi iç içe geçmiş felaketlerden oluşan devasa bir acıya dönüşmüştü. Bu acı o kadar yoğundu ki artık hiç ir şey hissetmiyordum. Sadece kocaman bir hiçlik. Umarım hiçbir zaman bunu yaşamazsınız. Korkunçtu, gerçekten korkunçtu."
"Ben de sizin gibi gece korkularıyla boğuluyorum. Ben de sizin gibi neden korkuların geceleri hüküm sürdüğünü düşünürüm. Bunun üzerine yirmi yıl düşündükten sonra korkuların karanlıktan doğmandığını anladım; korkular da yıldızlar gibi hep ordadırlar ama gün ışığı onları gizler."
"İçlerinde boşluk hisseden insanlar hiçbir zaman bir başka eksik insanla birleşerek iyileşemezler. Tersine, iki kırık kanatlı kuşun eşleşmesi hantal bir uçuşa yol açar. Uçmasına yardıma sabır yetmez; er geç birbirlerinden ayrılmalı ve yaraları ayrı ayrı sarılmalıdır."