Mutlak olan zaman; evrenin her noktasında sabit bir hızla ilerleyen, ölçülebilen ama algılanmayan bir şeydi. Ancak 300 yıl sonra Einstein geldi ve Newtonun sabit zaman kuramını hiçe sayacak kendi buluşunu açıkladı. Haklıydı da. Zaman sabit değildi. Sabit olan tek şey ışıktı ve ulaşılabilecek en yüksek hız da yine ışığa aitti. En ilginci de bir cisim ışık hızına ulaştığında zaman onun için duracaktı.
Zamanın durması ne büyük bir lanet olurdu. Her şeyi anlamlı kılan anıları biriktiren, insanı insan kılan şey zaman akışı değil miydi? Mutlu hissedilen bir anda durması da farklı değildi. İnsan sonsuza kadar aynı durumu yaşayıp mutlu ola bilir miydi? Mutluluğu getiren değişim, dönüşüm ve bilinmeze dair merakın ta kendisiydi. Merih'in ne düşündüğüne dair en ufak bir fikri olmadan aklından bunları geçiren Güneş, sınıfta öğretmenini dinleyen bir öğrencinin heyecanıyla sordu.
- Yani zamanda yolculuk mümkün?
- Karadelik gibi süper kütleli ve süper güce sahip cisimler çevrelerindeki uzayı ve zamanı bükebilirler. Zaman sabit düz bir çizgi değil, eğilip bükülebilen ve ışık hızına ulaşan biri için anlamını yitiren bir olgudur.