Macide etrafındakilerde hoşuna gitmeyen herhangi bir şey gördüğü zaman aklına ilk olarak: "Acaba ben de aynı şeyleri yapıyor muyum?" düşüncesi gelirdi.
1984 bana göre öyle “okudum bitti” denilecek bir kitap değil. Daha çok insanın içine çöken, okurken bile hafif bir tedirginlik veren bir şey. Hani bazı hikâyeler vardır ya, gerçek değil ama sanki olabilir gibi hissettirir… işte bu kitap tam öyle.
George Orwell burada bize büyük laflar söylemiyor aslında. Daha sakin ama daha sert bir şey yapıyor: “Bak, düşünceler bile kontrol edilirse ne olur?” sorusunu gösteriyor. Winston diye bir karakter var, hayatı zaten sıradan değil ama asıl sıkıntı dışarıdan değil, içeriden başlıyor. Sürekli izlenmek, sürekli doğru düşünmeye zorlanmak… insanı yoran şey tam da bu.
En çok aklımda kalan şey şu oldu: insanlar bir süre sonra sorgulamayı bırakıyor. Çünkü sorgulamak bile yorucu hale geliyor. Ve bu biraz ürkütücü. Çünkü “alışmak” bazen en tehlikeli şey gibi duruyor.
Bir de dil meselesi var. Kelimeleri azaltarak düşünceleri azaltmak… ilk başta basit gibi ama aslında çok derin. Çünkü insan ne kadar az kelimeyle düşünürse, o kadar az şey sorguluyor gibi bir durum var kitapta.
1984 bana şunu hissettirdi: özgürlük sadece büyük şeyler değil. Bazen ne düşündüğün, neyi söyleyebildiğin, hatta neyi hatırladığın bile özgürlük oluyor.
Kitabı kapattıktan sonra bile insanın aklında kalıyor. Çünkü anlatılan dünya uzak bir hayal gibi değil, biraz fazla tanıdık gibi…
1984George Orwell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021200bin okunma