Rümeysa Büşra Akın

Rümeysa Büşra Akın
@Busra2024
Kitap okumanın değerini keşfetmeye başlayan biriyim.
Tanıdık gibi...
9/10
·329 syf.·
2026 5. kitabı
1984 bana göre öyle “okudum bitti” denilecek bir kitap değil. Daha çok insanın içine çöken, okurken bile hafif bir tedirginlik veren bir şey. Hani bazı hikâyeler vardır ya, gerçek değil ama sanki olabilir gibi hissettirir… işte bu kitap tam öyle. George Orwell burada bize büyük laflar söylemiyor aslında. Daha sakin ama daha sert bir şey yapıyor: “Bak, düşünceler bile kontrol edilirse ne olur?” sorusunu gösteriyor. Winston diye bir karakter var, hayatı zaten sıradan değil ama asıl sıkıntı dışarıdan değil, içeriden başlıyor. Sürekli izlenmek, sürekli doğru düşünmeye zorlanmak… insanı yoran şey tam da bu. En çok aklımda kalan şey şu oldu: insanlar bir süre sonra sorgulamayı bırakıyor. Çünkü sorgulamak bile yorucu hale geliyor. Ve bu biraz ürkütücü. Çünkü “alışmak” bazen en tehlikeli şey gibi duruyor. Bir de dil meselesi var. Kelimeleri azaltarak düşünceleri azaltmak… ilk başta basit gibi ama aslında çok derin. Çünkü insan ne kadar az kelimeyle düşünürse, o kadar az şey sorguluyor gibi bir durum var kitapta. 1984 bana şunu hissettirdi: özgürlük sadece büyük şeyler değil. Bazen ne düşündüğün, neyi söyleyebildiğin, hatta neyi hatırladığın bile özgürlük oluyor. Kitabı kapattıktan sonra bile insanın aklında kalıyor. Çünkü anlatılan dünya uzak bir hayal gibi değil, biraz fazla tanıdık gibi…
1984George Orwell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021200bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bozkırın Kalbinde Bir Özgürlük Şarkısı
8/10
·80 syf.·
2024 11. kitabı
Cengiz Aytmatov ’un bu eseri için "Dünyanın en güzel aşk hikayesi" denmesi boşuna değil. Ama buradaki aşk, öyle pembe dizilerdeki gibi vıcık vıcık bir şey değil; bildiğin ter, buğday çuvalı ve bozkırın tozu kokuyor. ​ Kitapta beni en çok etkileyen şey, aşkın kelimelerle değil, sessizlikle inşa edilmesi. Daniyar, savaştan yaralı dönmüş, içine kapanık, fakir bir adam. Cemile ise hayat dolu ama kocası savaşta olduğu için toplumsal bir hapishanenin içinde. Onları birbirine bağlayan şey; beraber taşıdıkları buğdaylar ve Daniyar’ın o meşhur şarkıları. Bugünün dünyasında her şeyi "hızlıca" tüketiyoruz, aşkı bile bir mesajla bitiriyoruz. Oysa Daniyar ve Cemile’de aşkın sabırla, paylaşılan yükle ve ruhun ruhu duymasıyla nasıl devleştiğini görüyoruz. ​ Cemile’nin hikayesi aslında büyük bir başkaldırı. O dönemde, kocasını bırakıp gitmek demek; tüm köyü, aileyi ve "namus" denilen o katı kuralları karşına almak demek. Aytmatov burada Cemile'yi bir "asi" olarak değil, kendi hakikatini bulan bir kadın olarak anlatıyor. Günümüzde hala "elalem ne der?" korkusuyla sevmediği hayatları yaşayan o kadar çok insan var ki... Cemile, 1940’ların Kırgızistan’ında o cesareti göstererek aslında bugünün modern insanına "Kendi hayatının dizginlerini ne zaman eline alacaksın?" diye soruyor. ​ Hikayeyi küçük Seyit’in gözünden okumamız ise işin en naif kısmı. Seyit, yengesinin bu yasak aşkına kızmak yerine, o aşkın içindeki o saf güzelliği görüyor ve onu resmediyor. Bu da bize şunu öğretiyor: Gerçek sevgi, en katı kalpleri bile yumuşatacak ve sanata ilham verecek kadar güçlüdür.
1000Kitap
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,5bin okunma
Cehaletin "Hak" Sayıldığı Bir Devir
8/10
·260 syf.·
Beğendi
·
2025 20. kitabı
Celâl Şengör ’ün bu çıkışı aslında entelektüel bir kibir değil, bir hayatta kalma çığlığıdır. Kitap boyunca (ve onun o nev-i şahsına münhasır üslubunda) gördüğümüz şey şu: Bilgi bir hobi değildir, bilgi bir zorunluluktur. ​Cahilliğin Özgürlükle Karıştırılması: Bugün toplumda şöyle bir hastalık var: "Bu benim fikrim, saygı duyacaksın." Hayır abi, bilimsel bir gerçekte fikir olmaz, veri olur. Celâl Hoca tam olarak buraya parmak basıyor. Sen deprem bölgesinde fay hattının üstüne "Buraya bir şey olmaz, kaderimizde varsa ölürüz" diyerek ev yaparsan, senin o cahilliğin sadece seni değil, o binadaki onlarca masumun yaşamını da etkiliyor. İşte bu yüzden senin cahilliğin "kişisel bir tercih" olmaktan çıkıp toplumsal bir tehdide dönüşüyor. ​ Geçmişte (mesela Rönesans’ta ya da Cumhuriyet’in ilk yıllarında) cehalet yenilmesi gereken bir düşmandı. İnsanlar öğrenmek için can atardı. Bugün ise bilgiye ulaşmak çok kolay olduğu için bilginin değeri düştü. Artık herkes her konuda uzman. Tıptan anlamayan adam doktorluk taslıyor, jeolojiden anlamayan adam deprem tahmini yapıyor. Celâl Şengör’ün vurguladığı o "metot" eksikliği, bizi bir bilgi çöplüğüne hapsediyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların yönettiği bir dünyada, liyakat can çekişiyor demektir. Bu kitap aslında bize ayna tutuyor: "Okuduğun okulun diploması seni cahillikten kurtarmaz; seni kurtaracak olan şey, gerçeği aramaktan asla vazgeçmeyen o meraklı ve rasyonel zihnindir."
1000Kitap
Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı EtkiliyorCelâl Şengör · Masa Yayınları · 20233,899 okunma
Bir Kadının ve Bir Coğrafyanın Sabır İmtihanı
9/10
·148 syf.·
2025 26. kitabı
​Burada durup bir nefes almak lazım. Çünkü Toprak Ana ’yı okumak, yüreğine ağır bir taş oturması demek. Ama o taş öyle değerli ki, bırakmak istemiyorsun. Tolunay Ana benim gözümde sadece bir ana değil; o bereketin, acının, sadakatin ve dimdik ayakta kalmanın yeryüzündeki yansıması. Kitap boyunca Tolunay’ın toprakla konuşması var ya... İşte orası beni bitirdi. İnsan en çaresiz kaldığında, anlatacak kimsesi kalmadığında kime gider? Onu var eden toprağa. ​Savaşın o soğuk, karanlık yüzünü cepheden değil, tarladaki ekinin azalmasından, gidenlerin gelmeyişinden, istasyonda beklenen trenlerin boş çıkışından görüyoruz. Aytmatov, ideolojileri veya büyük siyasi hamleleri değil; ekmeğin nasıl kutsallaştığını, bir yudum sütün nasıl bir mucizeye dönüştüğünü anlatıyor. Kasım’ın, Masalbek’in, Jaynak’ın gidişi... Ve sonunda Tolunay’ın o devasa yalnızlığına rağmen toprağa küsmemesi. "Ey toprak, her şeyi alan toprak, neden bize mutluluğu çok gördün?" diye sorduğunda, aslında kendi içimize soruyoruz bu soruyu. Bu kitap, insanın dayanma sınırının nerede bittiğini değil, o sınırın aslında hiç bitmediğini kanıtlayan, toprağın kokusunu sayfalara sindiren bir başyapıt.
1000Kitap
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 202177,8bin okunma
Sisler İçinde Bir İnsanlık Anıtı
9/10
·123 syf.·
2025 21. kitabı
​Bak bu eser çok başka bir kafa... Bozkırın tozundan çıkıp Ohotsk Denizi’nin o dondurucu, gri sularına giriyoruz. Bu bir "ilk av" hikayesi gibi başlıyor ama sayfalar ilerledikçe bir "kurban" ayinine dönüşüyor. Küçük Kirisk, yanında dedesi Horgan, babası Emrayin ve amcası Milhun... Dört kişi küçük bir kayıktalar ve o lanet olası sis çöküyor. Doğanın o devasa, acımasız gücü karşısında insanın ne kadar cılız kaldığını iliklerine kadar hissediyorsun. ​Beni en çok çarpan ne oldu biliyor musun? O kayıktaki hiyerarşi ve o muazzam fedakarlık. Su tükeniyor. Yaşam, o birkaç damla suya bağlı. Ve o üç yetişkin adam, "gelecek" adına, yani Kirisk’in yaşaması adına sırayla kendilerini o karanlık sulara bırakıyorlar. Bu sadece bir ölüm değil, bu yaşamın devam etmesi için verilen kutsal bir rüşvet. Aytmatov, denizi ve doğayı öyle bir kişiselleştiriyor ki, sanki deniz orada canlı bir dev, insanları izleyen bir tanrı gibi. Kitabın sonunda Kirisk’in kıyıya ulaştığı o an, aslında insanlığın da bir şekilde umuda ulaştığı an. Ama o bedel... O bedel insanın zihninden asla çıkmıyor. Bu eser, sevginin ve sorumluluğun, ölüm korkusundan ne kadar daha büyük olabileceğini tokat gibi yüzümüze vuruyor.
1000Kitap
Deniz Kıyısında Koşan Ala KöpekCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 20185,8bin okunma