Büşracım

Büşracım
@Busracimm
Fizyoterapist
Muğla-Milas, 1997
29 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Paine'e göre özgür bir ülke, kişiler tarafından değil, doğal hakları garanti altına alan, bu anlamda adil olan yasalar tarafından yönetilmeli." Seçimle iş başına gelme sistemi de, eğer sonunda iş başına gelen sınırsız yetki kullanacaksa, doğal hakları ihlâl edecekse, fiiliyatta monarşidir, mutlakiyettir. Seçimle iş başina gelen sınırsız egemenlik kullanacaksa aynı anlamda ve aynı derecede despolitik bir yönetim kuruyor demektir.Kısacası monarşi ya da mutlakiyet, adına açıkça “monarşi" ya da "mutlakiyet" denen bir rejimden ibarettir denemez. Adı cumhuriyet de olsa, demokrasi de dese kendine, seçimle iş başına gelenin sinirsız ve doğal hakları ihlâl eden yetki kullanması durumunda bu; gayrimeşruluğu keyfiliğinden kaynaklanan bir mutlakiyetten ibaret olacaktır. Paine'e göre monarşi ya da mutlakiyet bir kölelik sistemidir." Kölelik ise, doğanın kanunlarına aykırıdır çünkü herkesin eşit hakkı olan doğal hakları yok sayar.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Siyaset
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bir memleketin anayasası o memleketin hükümetinin bir tasarrufu değil, tersine, bir hükümeti kuran bir halkın tasarrufudur.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Siyaset
Egemenlik, Hobbes'un anlayışının tersine, daima halktadır, meclis kendisine devredilemez olan, daima halkta olan egemenliği emaneten ve şartlı rızayla, belli sınırları koruma sözüyle ve sınırlı bir görevle yetkilendirilmiş şekilde kullanır. Toplumsal sözleşmeye sadece buna rıza gösteren dahildir. Açıkça riza göstermeyen kimse, toplumsal sözleşmeye dahil olmaya zorlanamaz. Siyasal toplum kurulduktan sonra da kararlar “çoğunluk ilkesine" göre alınır. Eğer en önemli siyasi güç olan yasama gücünü elinde bulunduran ve egemenliği emaneten (devredilmeksizin ve şartlı şekilde) kullanan Meclis ya da yürütme gücünü elinde tutanlar, çıkardıkları yasalarla kişilerin canına, özgürlüklerine ve sahip olduklarına el koyarlarsa, bu durum doğal hakları ihlâl edeceğinden, o durumda siyasi otorite kendisinin kuruluş sebebine, yani kendi meşruiyetinin temeline aykırı hareket etmiş olur. Bu durumda egemenlik hep kendisinde olan halk ya da hakları gasp edilmiş olanlar, baştan şartlı, yani doğal haklarının garanti altına alınması şartıyla, vermiş oldukları rızayı geri çekerler ve “direnme hakkı ya da devrim hakkı” doğar. Siyasi toplum kurulmadan doğal cemiyetlerde yaşayabilen ve doğal haklarını kendi kendilerine koruma, savunma yetisi olan insanlar, eğer siyasi toplumun imkânları kullanılarak haklarının ihlâl edildiğine şahit olurlarsa bu durum, doğal cemiyette çoğu zaman barış içinde ama kendini savunma zorunluluğuyla yaşama halinden de kötü bir “savaş", “köleliğe zorlanma” durumudur. Bu yüzden kabul edilemez. Locke kitabının son bölümünü, neden “direnme/devrim hakkı" dediği hakkın kullanımının halk tarafından istismar edilemeyeceğini anlatarak, olası eleştirilere cevap vermekle geçirir. Ona göre bu hak istismar edilmez, çünkü halk kitlele ri çok zulme uğramadıkça zaten ayağa kalkmaz, zaten
Sayfa 14·Kitabı okudu
Siyaset
9/10
·288 syf.··
2021 3. kitabı
Bu kitap benim için adeta gizli bir hazine sandığı gibi. Böyle bir kitabın neden bu kadar az sayıda okunmuş olduğunu anlamış değilim. Özellikle Bağımsızlık savaşımız sırasındaki diplomatik süreçleri , önemli kişilerin ve ülkelerin nasıl rol oynadığını merak edenler için oldukça ideal bir kitap. Tarihe meraklı olduğum halde bu kitabı okumadan önce Enver Paşa,Talat Paşa gibi isimlerle ilgili bu kadar bilgim yoktu. Veya onların veya bir başkalarının mektuplarını , gerçek düşüncelerini bilmiyordum. Bu kitapta bir savaşı kazanmak için azim, kararlılık, gerçeklik ve idealistlikten yani Atatürk’ün sahip olduğu kişiliklerden bahsedilmiş. Enver Paşa’nın milliyetçiliğine asla laf edilmemiş ancak kurtuluşu ya Arap toplumunda ya da Alman toplumundan bekleyip Türk milletinden beklememiş olması ve hayalperest ideolojik yapısı eleştirilmiş. Bağımsızlık savaşımız döneminde ; zamanında veya yetişemeyen yardımlardan bahsedilmiş. Örneğin ; Sovyet aracılığıyla gelen Buhara Cumhuriyetinde toplanan yardımlar( ancak 7/10’una el konulmuş), Bombay’da toplanmış olan Hint müslümanlarından gelen yardımlar... Bunlar yalnız bilinenleri tabi. Kafkasya coğrafyasının sınırları olmadığından ve karışık millet yapısından , Azerbaycan’dan , Kırım Türklerinden , Basmacı harekatından ve daha bir sürü meseleden bahsedilmiş. Emperyalizm ve komunizm üzerinde nasıl bir denge siyaseti izlenildiğinden ve iki tarafa da nasıl uzlaşmacı , barış yanlısı ve dengeli davranıldığına da bu kitapta değinilmiş. Kısacası Barış Doster yalnızca Anadolu coğrafyası ve insanını anlatmakla kalmamış, çok geniş bir kaynak taraması yaparak o dönemi çok daha doğru bir şekilde anlamamızı sağlamış.
Tarih
Atatürk, Türk Dünyası ve Mazlum MilletlerBarış Doster · Toplumsal Dönüşüm · 200418 okunma
"Enver Paşa, sebebi ne olursa olsun, Türkiye'den kaçmış ve sürgüne kendi kendisini mahkum etmiştir. Anadolu mücadelesine, kendi ifadesine göre, temin ettiği pek çok yardım da onun sayesinde elde edilmiş olmaktan uzaktır. Cemal Paşa gibi, sadece doğu ülkelerinde, yahut Talat Paşa gibi batı ülkelerinde bir şeyler yapmaya çalışsaydı, açıkça ifade ettiği gibi, askeri bir kuvvetle Anadolu'ya girmek emeli beslemeseydi, kendisinin Türkiye'ye dönmesine de herhalde mani olunmazdı. Nitekim, Halil ve Nuri Paşalar Türkiye'ye dönmüşlerdir. Cemal Paşa Türkiye'ye dönmekte iken Tiflis'te şehit edilmiştir. Dr. Nazım Türkiye'ye dönmüştür. Talat Paşa şehit olmasa muhakkak ki Türkiye'ye dönerdi. Enver Paşa'nın tek ve yegane istisna olması düşünülmezdi.” Mustafa Kemal, Enver Paşa'nın Orta Asya Türklerine bağladığı umutları ve akıbetini görünce, İttihat ve Terakki'nin maceracı yapısının etkisinden kurtarabilmek için "Yurtta Barış - Dün yada Barış” temel ilkesi gereği Turancılığın sessizliğe gömülmesini yeğlemiştir.
Sayfa 196·Kitabı okudu
Tarih