Aklını dolduran tek şey; nasibinin seni bir gün mutlaka bulduğuydu. Her şey insana yazılıyor diye düşündü; ama bazen ulaşmıyor. Bilmediğimiz nedenlerle dolaşıp duruyor hayatın içinde. Bazen yanından geçiyor insan yazgısının, bazen elinden tutuyor ama bunun kaderi olduğunu anlamıyor. Tam yakalayacak gibi oluyor ama uçup gidiyor. Sonra bir gün, hiç hesapta yokken, hiç beklemezken, başka alemlerdeki seyrini tamamlıyor senin olan şey, çıkıp geliyor ve seni buluyor. Ömer'in saati gibi...
İşin acı tarafı, ölümü yoldaş seçen birileri varsa onlar bizdik aslında. Cinayetler belirliyordu yolumuzu, aklı karışmış katiller, öldürmekten medet uman caresizler, vahşetin gizemine kapılmış ruhlar. Onların peşinden koşuyorduk kurbanlarının kan izlerini takip ederek... Nasıl ve neden öldürüldüklerini anlamaya çalışarak. Ulaştığımız yerde adalet değil hayal kırıklığı vardı. Huzur değil, acı.... Değişmeyen tek şey, insanın insanı öldürmeye devam etmesiydi.