İbni Sina'ya göre insan "eşrefi mevcudat" idi.
Yani var olanların en şereflisi.
Beden ve ruhtan (nefis) oluşan insanın asıl değeri ruhtan geliyordu.
Oluş ve bozuluş dünyasında, bitkiden başlayarak insana doğru yükselen canlı türleri arasındaki sıralamada, en aşağıda bulunan bitkilerde beslenme, büyüme ve üreme özelliği bulunur.
Hayvanlarda ise bitkilerdekine ek olarak duyularla kavrama ve buna bağlı hareket vardır.
İnsanda,
bitki ve hayvanlardaki bulunan özellikler yanında, akılla kavrama, düşünme ve eylemlerin iradeli olması özelliği bulunur.
Bu nedenle bir insan "bitkisel, hayvani veya insani" olmak üzere üç ayrı nefse sahip olabilir.
Hangisi olacağını seçmek ise kendi elindedir.
"
Neden binlerce yıllık birikimle, daha gelişmiş bir canlı olmuyoruz?"
İbni Sina, bununla ilgili olarak insanlar için bir yol haritası çizmişti.
İnsanın teorik ve pratik yönden yetkinleşmesine ilişkin ortaya koyduğu felsefi model, nefsin bütün güçlerinin uyum içinde çalışması ve insanı iyiye yöneltmesini temel alıyordu.
Canlılığın asgari şartları olan beslenme, büyüme ve üreme konusunda bitki ve hayvanlarla aynı durumda olan insan, hareket ve kavrama gücüyle hayvanlarla eşitlenecek ancak bu da yetmeyecektir. İbni Sina, bugün "5 duyu" olarak bildiğimiz dokunma, tatma, koklama, işitme ve görme yetisini "dış idrak gücü/dış duyular" olarak tanımlar. Ortak duyu, tasarlama (hayal), tahay- yül (tefekkür), vehim, öğrenme (hatırlama) yetileri de “iç idrak gücü veya “iç duyular”dır.
İbni Sina'ya göre iyi-kötü, güzel-çirkin,
yararlı-zararlı gibi insan davranışlarını yönlendirici yargıları oluşturan,
yine Teorik Akıl'dır.
Erdemli davranışlar ortaya koymak suretiyle, insanın Pratik Akıl'la ahlaki yetkinliğe ermesi için bu gücün beden güçlerine egemen kılınması gerekir.
Dış ve iç duyuların