Omer Demiraslan

Omer Demiraslan
@Byboonus
Ne halim varsa görmekle meşgulüm...
Mühendis
Ege Üniversitesi
İzmir/Edirne
Edirne
31 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
Hayat boştur biraz kin biraz ümit ve sonra Allahaısmarladık Hayat kısadır biraz hayal biraz aşk ve sonra Allahaısmarladık
Reklam
Çankaya Köşkü'nde halktan yalıtılmış şekilde yaşamaktan hiç hoşlanmıyordu, zamanla "duyarsızlaşmak tan korkuyordu. Bu endişesini dile getirirken Harbiye yıllarından örnek verirdi: "Harbiye'de öğrenciyken okulun sobaları yanmazdı, bütün kış titreşir dururduk, sonunda bir gün arkadaşlar beni müdüre çıkmak için temsilci seçtiler, izin aldık, müdürün huzuruna çıktık, Zülüflü İsmail Paşa adında bir saray adamıydı, önce padişaha sonra müdüre dualarımızı sunduk, sonunda amaca geldik, işi anlatmak istedik, müdür daha ilk cümlede kükredi, 'ne soğuğu be nankörler, padişahımızın nimeti gözünüze dursun, görmüyor musunuz sobalar gürül gürül yarıyor, defolun' diye bağırdı, hakikaten müdürün odasındaki sobalar gürül gürül yanıyordu, buram buram terliyordu, bütün okulun sobaları böyle yanıyor zannediyordu... Sanırım biz de bu Çankaya Köşkü'nde bazen Zülüflü İsmail Paşa gibi kendimizi aldatıyoruz!"
Konunun ehemmiyeti gayet açık!!
Nüfus 13 milyondu, 11 milyonu köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu.30 bin köyde cami yoktu. Traktör sayısı sıfırdı, biçerdöver sayısı sıfırdı.
Kıtalararası merak yaratmıştı... 10 bin kilometre uzakta New York yakınlarındaki Elmira şehrinde yaşayan 10 yaşındaki bir Amerikalı çocuk, cumhuriyetin ilanından bir gün önce Mustafa Kemal'e mektup yazdı. "Gazi Mustafa Kemal Paşa, Angora, Türkiye... Sayın efendim, ben 10 yaşında Amerikalı bir çocuğum, Türkiye ve yeni hükümetine büyük ilgi duyuyorum. Siz ve bayan Kemal hakkında röportajlar okudum. Türkiye hakkında bir defterim var. Şimdiden siz ve bayan Kemal hakkında birçok yazı ve resim topladım. Lütfen bir Amerikalı çocuğa küçük bir not ve imzalı fotoğrafınızı gönderin. Bir gün Türkiye'yi görebileceğimi umut ediyorum, saygılarımla, Curtis LaFrance." Bu mektup 27 Kasım'da Ankara'ya ulaştı. Mustafa Kemal okudu, cevap yazdı. "Mister Curtis LaFrans'a, Ankara... Mektubunuzu aldım. Türk vatanı hakkındaki alaka ve temenniyatınıza teşekkür ederim. Arzunuz vechiyle bir adet fotoğrafımı leffen (ilişikte) gönderiyorum. Amerika'nın zeki ve çalışkan çocuklarına yegâne tavsiyem, Türkler hakkında her işittiklerine hakikat nazarıyla bakmayıp, kanaatlarini mutlaka ilm ve esaslı tedkikata (hakkıyla anlayıp, araştırmaya) isnad ettirmeye (dayandırmaya) bilhassa atf-ı ehemmiyet (önem) eylemeleridir. Hayatta nail-i muvaffakiyet ve saadet olmanızı temenni eylerim. Türkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal." Bu mektubu ve fotoğrafı 75 yıl saklayan Curtis, 85 yaşındayken Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi davetlisi olarak Ankara'ya geldi. Anıtkabir'deki törende konuşurken sesi titriyordu: "1938'te Atatürk'ün öldüğünü duyduğumda 25 yaşındaydım. Niye ağladığımı kimse anlamamıştı."
Şimdikiler ?
Ankara'da kiralık ev yoktu. Zaten para da yoktu. Milletvekilleri öğretmen okulunda 25 kişilik koğuşlar halinde kalıyorlardı. Karyolalar yetmemişti, yer yataklarını bitiştirip yatıyorlardı. Battaniye benzeri örtü ayarlayıp açık arazide, çayırlarda, ağaç altlarında yatanlar bile vardı, çoğu sıtmaya yakalandı. Yemek ciddi sorundu. Adam başı 55'er kuruş toplayıp, tabldot sistemi kurmuşlardı. Bakkalın, manavın malına çökmüyorlar, veresiye talep etmiyorlardı, parasını ödemeden ekmek bile almıyorlardı. Meclis tutanakları dilekçe kâğıtlarının arkasına yazılıyordu. Hatta kese kâğıtlarına bile yazılıyordu. Milletvekillerinin çoğu fiilen cephede vuruşuyordu. Fırsat buldukça Meclis'e geliyorlardı.
Reklam