Gençlik aşkıyla sevdalanılan, gençlik coşkusuyla hayranlık duyulan, ruhun gizemli, anlaşılmaz derinlerinde yarenlik ettiği, yüreğinde sakladığı ne varsa, insan amacın bu şeyi anlamaya çalışmak olduğunu bildiği zaman daima bir çeşit sıkılganlıkla,karmakarışık hislerle yaklaşır ona.
Nefret, öfke, beddualar, ricalar, yalvarışlar birbirini izler ama ruhu aldatılmış olduğu kanısında sükun bulmak üzere kendi içine hâlâ dönmemiştir. Dışarıdan izah beklemektedir. Dolayısıyla Kruse Don Giovanni'ye şöyle dedirttiğinde:
artık dinlemeyi lütfeder misin,
sözüme inanmayı – bana güvenmeyen sen;
O zaman ben de neredeyse diyebilirim ki,neredeyse olanaksız
o neden mecbur bıraktı vb.
Aşk her zaman tövbekâr olabilir;
Aşk tılsımı bu kovukta teskin olur
Ruh şaşkın, sarhoş,
Rastgele bir yeminin unutkanlığıyla.
Dün sevdim,
Bugün acı çekiyorum,
Yarın öleceğim,
Ancak bugün ve yarın
Düşünmek istediğim
Dün.