Yazar, ayrılmak zorunda kaldığı sevgilisi Selma ile olan anılarını anlatıyor. Görünürde yetmiş iki sayfalık incecik bir kitap. Ancak tüm süreci yaşamış gibi yutkunarak, hissederek, hüzünle dahil ediliyorsunuz. Aşk ve umutsuzluk arasında kalıp, kanadı kırılanların kitabı… ne yazık ki ölümden başka çaresi de yok..
“Dipsiz bir toplumun tuvalet yazıları”
Yazarın bir kaç sayfalık denemesi… ama tam olarak biz. Yaşamak istiyoruz, var olmak istiyoruz, konuşmak, bağırmak, tartışmak ve nicelerini.
Bu hayatta bir gün herkesin kendini hür olarak ifade etmesini isterim. Anlatmak ve anlaşılmak isterim. Duyguları “üç duvar ve bir kapı arkasına” sığdırmak değil…
Korkmayın, yılmayın, mert olun… İnsanlarla iletişim kurmasını öğrenin. Kendi içinizde adamlık taslayıp, her ağzınıza geleni söylerseniz. Ancak “ Bir tuvaletlik saltanatınız” olur bu dünya da…
Kitap… Zamanın ansızın biten sevgilerini, suskunluklarını betimliyor. Zamanında konuşmak, sevdiğini anlamaya çalışmak ve sevginin arkasında durmanın önemi gibiydi bence. Yine de tüm krıgınlıklardan sonra ilk günkü tutkulu sevginin yerini tutan birşey de yok zannımca. Lütfen sevenler sevdiklerini üzmesin. Üzülenler vaktinde konuşsun. Saadetimizin hiç azalmasın, sevgiyle artsın
İnsan gerçekten bir damla kan ve binbir endişe.. Hikayeye değil de insanın aslında ne kadar aciz ve zavallı olduğunu görüyor insan, ona üzülüyor romanda. Acaba aklımızı tam olarak kullanabiliyor muyuz? Yoksa kendimizi mi kandırıyoruz? İnsan aklı ne kadar da büyük ve ne kadar da zavallı…