Kitabı daha okumaya başlamadan önce Neil Gaiman'dan kötü bir eser çıkacağını zaten düşünmüyordum. Sandman gibi bir başyapıtın yazarından bahsediyoruz yani burda, lütfen!!
Hikaye Bod'un başından geçen şeyleri anlatması bir yana ailesini öldüren katille olan ilişkisinin ucu farklı bir küresel krize kadar uzanıyor ve Bod'un başına bela oluyor.
Nobody Owens gerçek ailesi öldürülen, katil tarafından gecenin bir yarısı peşinden koşulan ama mezarlıktaki bir çift tarafından bulunmuş olan hikayenin baş kahramanı yeğenimiz canımız ciğerimizdir. Nobody Owens'ın kendisini evlat edinen hatta gerçek ailesi tarafından emanet edilen yeni ebevenyleri bu mezarlıkta ölüdür. Bod (Nobody Owens'ın kısaltması olarak kullanılıyor kitapta) ilk geldiğinde mezarlık ahalisini hararetli bir tartışmaya sokmuştu. Tartışmanın sonucunda artık Bod burada yaşayacaktı ve ölülerin izniyle kendisine ruhani ufak tefek ayrıcalıklar sağlanacaktı. Fakat çok meraklı bir çocuk olan Bod bir gün tabiki de kabuğundan çıkıp yeni şeyler keşfetmek için can atacaktı. Ama burası o kadar eski bir mezarlık ki, burdaki ölüler için yas tutan insanlara yas tutanlar hayatta değildi, daha Romalılar Britanya'ya girmeden önce Kelt'lerin zamanından kalma anıt mezarı bile vardı. Tabiki aralarında en yaşlısı da buydu. Bir cadının mezarı da vardı burada üstüne yetmezmiş gibi bir de gulyabanilerin uğrak noktasıydı. Hal böyleyken Bod'un başına bişeyler gelip durmaması imkansız.
Çok eski zamanlardan kalma insanlar, kadim topluluklar kendilerine sunulan kehanetin peşini bırakmazlar hoşlarına gitmeyen şeylerin de olmaması için de ellerinden geleni yaparlar. Bir anlığına bu kehanetlerin gerçekleşen şeyler olduğunu kabul edersek eğer. Sizce bu kehanetler gerçekten önlenebilir mi? Yoksa kehanetlerin gerçekleşmemesi için yapılan
Hepimiz en azından bir kez Mercan Adasını duymuşuzdur. Mercan Adası 1857 yılında yayınlanmış bir çocuk kitabıdır ve 3 gencin bu adaya düştükten sonraki maceralarını anlatır. Sineklerin Tanrısı çevirmen hanımefendinin de belirttiği üzere Mercan Adası'nın çağdaş bir uygulamasıdır hatta önemli roller oynayan 2 çocuğun adını da bu kitaptan vermiştir. Kitabın başlarında da Mercan Adasıyla aynıymış gibi bir hava verse de ilerledikçe durumların nasıl dehşet verici bir hal aldığını ve bu kitabın çocukların için o kadar da uygun olmadığını anlıyoruz.
Okurken çocukların konuşma tarzı kitaba yansıtıldığı için düşünme şekilleriyle çok bağdaştıramadım en başlarda. Kitabın ilerleyişi gereği çok fazla sorumluluk alması gerekiliyordu fakat en nihayetinde bunlar çocuktu. Bu kadar bilmişliğin, büyüklük taslamanın arasında çocukça tepkileri çok uyuşturamadım ama bu kadar şeyi anlatmanın da başka bir yolu yok tabii ki. Kitabın bazı noktalarını merakla okurken bazı noktalarının acı çektirmesi insanı sıkıyor-yani beni sıktı ne bilim işte-.
Sineklerin Tanrısı gelecekte 3. Dünya Savaşı'nı andıran bir atom savaşı sırasında bölgeden uzaklaştırılmak istenen bir grup veledin uçağa bindirilip bu uçağın saldırıya uğraması sonucu mercan adasına düşmesiyle başlar. Çocuklar toplanıp kendi aralarında bir kişiyi seçerler ama ekipteki bazı fetöcüler bu seçimden tabii ki pek memnun değildir. Ekip lideri olan arkadaşımız (Ralph) adada dağılmış halde olan bütün çocukların toplanmasını sağlar ve bir görev dağılımı yapar. Barınak kurma, yemek toplama, ateş yakma vb. Daha sonra toplanıp uzaklardan gemi geçer umuduyla çok daha büyük bir ateş yakma kararı alırlar ve Teoman'ın Gemiler şarkısı eşliğinde ateşi yakmaya koyulurlar. Görev dağılımına rağmen bazı gruplar görevlerini aksatmaya bazıları ise