Ben, Yaşar Kemal okurken doğup büyüdüğümüz, köklerimizi en derinlerine saldığımız, hayatın acı tatlı eşsiz yanlarına, zaman zaman mucizelerine, efsanelerine şahit olduğumuz hatta onları bizzat yaşadığımız bu toprakların, bu coğrafyanın gerçekleriyle yüz yüze geliyorum. Ve kendime şu soruyu soruyorum "Sahip olduğun bu toprakların hayalini kurduğun medeniyete dönüşmemesi için ne engel var ki -zihninden başka-?"
Hangi kitabını hangi cümlesini okuduysam her seferinde kendine has, bizden betimlemeleriyle ona hayranlığım perçinlendi; bu kitapta olduğu gibi.
Ben Ağrı'ya yahut Doğu Anadolu Bölgesi'ne hiç gitmedim, o bölgenin doğasını da insanını da pek tanımaya fırsatım olmadı. Peki Yaşar Kemal gitmiş midir, gitmişse kaç defa gitmiştir? Bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var; Yaşar Kemal o bölgeye hiç gitmemiş olsa dahi duyduklarından, gördüklerinden ve hayal gücünden ilhamla ve güçlü kaleminin etkisiyle bu kitabın Ağrı'ya, o bölgenin insanına, doğasına, efsaneleşmiş hikayelerine dair fikir sahibi olmak için çok güçlü bir referans kaynağı olduğu aşikâr.
Unutulmaya yüz tutmuş yerel ifadeleriyle, okunduğunda bizzat orada olduğun hissini veren betimlemeleriyle, Sufi,Ahmet, Gülbahar, Memo, Mahmut Han ve dahası karakter ve tiplemeleriyle, aşılan ve aşılmaması gerektiği mesajını veren bazı sınırlarıyla okunması gereken güzel bir hikaye olduğu fikrindeyim.
Teşekkürler Yaşar Kemal.