Fransızlar Mısır'ı işgal edince Osmanlı yoğun bir girdaba girdi. Hatta bütün İslam dünyası girdi. Hâlen bu girdaptan çıkılabilmiş değil. Bu girdaptan çıkmak için başvurulan çareler belli ki çare olmadı. Bundan önceki tarihte özgün reçete kabiliyeti vardı. Akil insanlar, yol gösterici, ışık kaynağı insanlar vardı. Her zaman devlet aklı vardı. Ama XIX. yüzyılla birlikte ateş hattında çok acele davranma zorunluluğunun telaşı ile bulunan çare, Batı'ya benzemek oldu. "Biz de onlar gibi olursak bundan kurtuluruz" diye düşünülmeye başlandı. Sorunun düğümlendiği yer burada. Çünkü o andan itibaren Türk tarihinin rehberleri artık ilim ve siyaset adamları ile akil insanlardan ziyade basın ve bürokrasi olmaya başlıyor. Herkesin takdiri herkesin idrakiyle tayin ediliyor. Bir kıyaslama yaparsanız bugün de öyledir.
Şişe ne kadar geniş olursa olsun içindekinin kaderini tayin eden onun boynunun hacmidir. Tarihiniz ne kadar derin ve engin olursa olsun neticede bir XIX. yüzyıl var, her şeyin hesabı değişir ve tarih makas değiştirir. Bunun temelleri XVII. ve XVIII. yüzyılda atıldı.