"Hiç de bir şey söylemek zorunda değilsin," diyor.
"Yapmak zorunda olmadığın bir şey olarak hatırla bunu daima. Çoğu insan sırf bulunmaz bir hiçbir şey söylememe fırsatını kaçırdığı için çok şey kaybetmiştir."
"Bir insanı sevmek, bir eve taşınmak gibidir," derdi Sonja.
"İlk başta ondaki bütün o yeniliklere âşık olursun, her sabah tüm bunların sana ait olduğuna hayret eder, her an birinin içeri dalıp korkunç bir hata yapıldığını, aslında senin böyle harika bir yerde yaşamaman gerektiğini söyleyeceğinden korkarsın.
Sonra yıllar geçer, duvarlar yıpranır, ahşabın orası burası aşınır ve sen o evi kusursuz olduğu için değil, bilakis kusurları için sevmeye başlarsın. Her köşesini öğrenmişsindir artık.
Soğukta kilide sıkışmaması için anahtarı nasıl tutman gerektiğini, hangi tahtanın üstüne basıldığında hafifçe esnediğini ya da gardırop kapılarını gıcırdatmadan açıp kapamayı öğrenmişsindir. Orayı senin evin yapan tam da bu küçük sırlardır."
"Artık beni iki kat daha çok sevmek zorundasın," dedi.
O anda Ove hayatında ikinci -ve son- kez karısına yalan söy-
leyerek, " Seveceğim," dedi.
Oysa onu zaten sevdiğinden dana çok sevmesinin mümkün olmadığını biliyordu.