Sen bir köysün
Anadolu'da bir dağ başında.
Sen şehrimsin
en güzel ve en acılı.
Sen bir imdat çığlığısın, yani memleketimsin,
Sana doğru koşan adımlar - benim.
Birine sevgi duymanın, onun mutlu olmasını dilemek olduğunu her ikimiz de çok iyi biliyoruz. Özgürlüğün olmadığı yerdeyse mutluluk yoktur. Sen hiçbir zaman benim özgürlüğümü sınırlandırmak istemedin, ben de aynı şekilde senin özgürlüğünü sınırlandırmak, senin önünde bir engel gibi durmak, sana ayakbağı olmak istemiyorum. Ben varım diye kimi şeyleri yapamaman, yani kendini özgür duymaman kadar beni incitecek, üzecek bir şey olamaz.
Bir insanı sevmenin ne demek olduğunu konuşmuştuk; hatırlar mısın? Sevmek, sevilen insan için iyi olan şeylere sevinmek, onun daha iyi olması için gerekli şeyleri yapmaktan mutluluk duymaktır, demiştik, öyle değil mi? Senin için daha iyi olan da beni ancak sevindirir. Ama iyi düşüneceksin senin için daha iyi olanın ne olduğunu. Ne diye üzüleyim? Senin başına kötü bir şey gelmedikçe benim üzüleceğim bir şey yok demektir.
Bir insan bir şeye ihtiyaç duyuyorsa, bizim onun içinde doğan bu arzuyu bastırıp yok etmeye çalışmamız iyi bir sonuç verir mi? Evet, ne diyorsun? Bence böyle bir karşı koyma hiç iyi sonuç vermez. Bunun sonucu olsa olsa, bu arzunun abartılmış boyutlara ulaşması olur, bu da zararlıdır, arzu gerçek yönünden sapmış, yanlış bir yön tutturmuş demektir. Hem zararlı, hem iğrenç bir durumdur bu; kendi kendini boğarken hayatı da boğmak... Yazık değil mi?