Kuşkusuz insanın anlam arayışı içsel denge yerine içsel gerilim yaratabilir. Ne var ki, ruh sağlığının vazgeçilmez ön koşulu da işte bu gerilimdir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki dünyada, kişinin en kötü şartlarda bile yaşamını sürdürmesine, yaşamında bir anlam olduğu bilgisi kadar etkili bir şekilde yardımcı olan başka hiçbir şey yoktur. Nietzsche'nin şu sözlerinde bilgelik vardır: "Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl'a dayanabilir."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sadece geleceğe bakarak -kendi evrensel doğası içinde- yaşayabilmek, insana özgü bir olgudur. İnsanın, bazen kendini konuya yoğunlaştırmak zorunda kalsa da, varoluşunun en zor anlarındaki kurtarıcısı da işte budur.
Ali Fuat Cebesoy, Nazım'ın annesinin kuzeniydi. Cebesoy epeydir Moskova'daydı, ama babası İsmail Fazıl Paşa gençlerin elinden tutmuş, onları Mustafa Kemal'le tanıştırmıştı. Bu büyük adama "iki genç şair" olarak takdim edildiklerinde, Mustafa Kemal hemen şiir konusuna girerek şöyle dedi: "Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız". Nâzım ve Vâ-Nu, çok geçmeden, şairlik yeteneklerini yurtseverlerin davasının hizmetine sunmak için bir fırsat yakaladılar. Muhiddin Birgen, matbuat umum müdürü olarak, iki şaire diğer gençleri bağımsızlık hareketine katılmaya çağıran bir şiir yazmalarını önerdi. Vâ-Nu'nun aktardığına göre, İstanbul gençliğine seslenen üç sayfalık şiir birkaç gün içinde basıldı:
Gel ey imanlı gençlik, gel ey beklenen gençlik,
Gel ki Anadolu'da senin bükülmez, çelik
İmanına, azmine ümit bağlayanlar var!
O satılmış vezire, o satılmış kullara
O satılmış hünkara siz de mi katıldınız?
Siz de mi satıldınız, siz de mi satıldınız?