“Sadece falanca yazarı okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.”
Bir kitabın arkasına yabancı bir isimle, bu not düşüldü ise bir kere soğuyarak başlıyorum o kitaba. Esasında bu şu demek, bak mis gibi yatırım yapıp basmışız kitabı, reklamını yapmışız, bu kitabı okumak için Türkçe öğrenmek isteyen, dilimizi bilmeyen yabancılar da var ama sen Türkçeyi anadil olarak biliyor olmana rağmen parana kıyarak alıp okumuyorsun… En azıdan İletişim Yayınlarından beklemezdim, basit!
Hasan Ali Toptaş, bu üçüncü kitabın oldu okuduğum ama ben hala ısınamadım ürünlerine, üstüne birde ifşaların çıktı. İfşaların, pis adam olman ya da çok iyi bir insan olman aslında beni çok ilgilendirmiyor zira nice yazarlar gördüm elbisesi yok nice elbiseler gördüm içinde yazar yok misali şimdiye kadar mükemmel eserler okudum sahiplerini de o derece güzel zannettiğim ancak tersi çokça malum oldu. Bu nedenle eseri sahibinden bağımsız değerlendirmek isterim. Sahipleri de eserlerinden bağımsız elbette.
Abartıldığı kadar iyi mi? Değil. Sorun bende olabilir, anlamıyor da olabilirim ama okurken zihnimden geçenleri sıralayayım. Yazarın etrafında döneceği mekanlar ve konular belli. Bir kere köy olacak. Giz olacak ve varoluş/yok oluş çerçevesinde gerçeklik zeminini sarsarak güvenilmez ve ucu açık sonuçlara meydan verecek. Kitle psikolojisi ve doğaüstü kimi olayları da buraya ekleyebiliriz. Dili okunaklı olan herkes bunu zaten yapabilir gibi geliyor bana. Hasan Ali Toptaş’a yönelik tek olumlu baktığım taraf da burası zaten. Kimi bariz hatalar söz konusu olsa da gayet akıcı bir dili var fakat bir bütün değil yine de. Örneğin köy var ama köylü gibi konuşan kimse yok ya da köylü gibi düşünen bir köylü de. Yeri geliyor köylü öyle bir hissiyata kapılıyor ve öyle düşüncelere dalıyor ki bu hayatın onu bu düşüncelere