Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza Japon edebiyatının önemli eserlerinden biri olan,Osamu Dazai’nin “İnsanlığımı Yitirirken” kitabı ile geldim.
Japon edebiyatından okuduğum ilk kitap oldu. Şunu başta belirtmek istiyorum, kitabın hem dilini hem de konusunu gerçekten çok sevdim. Gerçeklik payı olan kitapları daha çok seviyorum. Yazarımız bu kitapta kendi hayatından esinlenmiş olması beni kitaba daha çok ısındırdı.
Aristokrat bir ailenin oğlu olan Oba Yozo,çocukluğundan itibaren okulda,sokakta,evde rahat bir yaşam sürmüş olsada toplumla anlaşmada,kendi benliğini bulmada,içinden geldiği gibi davranmada büyük sıkıntı çekiyor. Varoluş sıkıntıları çekiyor diyebiliriz.Bu sıkıntıların üstesinden gelmek için de rol yapıyor,kendi deyimiyle “şaklabanlık” yapıyor. Bu sayede çevreye karşı benliğini ve korkularını saklamış oluyor.
Konu gerçekten çok ilginç ve orjinal. Hatta bir o kadar gerçekçi. Neden gerçekçi ? Hepimiz gün içinde çeşitli rollere girmiyor muyuz ? Kimimiz düşüncesine katılmadığımız ama kıramadığınız bir arkadaşımızı onaylarken,kimimiz üstümüz olan otoritenin emirlerini yerine getirirken farklı farklı rollere giriyoruz. Kimimiz ise yetiştiğimiz kültürel çevreye göre şekil alıp aslında o şekilde düşünmediğimiz düşüncelere onay veriyoruz. Aslında kimse öz benliğinden gelerek davranmıyor konuşmuyor. Kimini mesleği, kimini bulunduğu sosyal çevre kimini de yetiştiği kültür bu davranışların nedenlerinde etkili oluyor.
Kitabın sevdiğim yanlarından biri de bazı yazarlardan esintiler hissetmem oldu. Sanki bir ara Herman Hesse’den Bozkurt’ları kimi zaman Sadık Hidayetten Kör Baykuş’u kimi zaman da Dostoyevski’nin içsel hesaplaşmalarını bu kitapta hissettim. Sonunun bir o kadar trajik ve yazarımızın gerçek hayatına uygun bitirilmesi de bana çok doğru geldi.
Herkese
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytindağı” kitabı ile geldim.
Kitapta,Osmanlı döneminin son zamanlarında girdiği Balkan savaşlarını ve daha da önemlisi 1. Dünya savaşına neden girdik? Hangi cephelerde savaştık? Paşaların iç çekişmeleri neydi ? Gibi soruların cevaplarını görüyoruz. Bu soruların cevaplarını zamanın önemli paşalarından biri olan Cemal Paşa’nın emir subayı olan Falih Rıfkı Atay’ın mektuplarından,hatırlarından,anılarından öğreniyoruz.
Atay’ın yazdığı bu anılar gerçekten de tarihi bir belge niteliği taşıyor.Çünkü 1. Dünya savaşına girmenin ne kadar yanlış olduğunu,Cemal paşanın Alman seviciliği yüzünden ülkeyi kurtarmak adına kandırıldığını açık bir şekilde dile getiriyor. Almanların sadece kendi çıkarları için,kendi topraklarını korumak için kahraman Türk evlatlarını heba edişini acı bir şekilde okuyoruz.Ayrıca Osmanlı toprağı diye kanla suladığımız Arap topraklarında satılmış şeyhlerin ihanetini de acı bir şekilde okuyoruz. Suriye,Filistin ve Hicaz’da Türk müsün ?Diye soranlara “Estağfirullah “ cevabını verenleri öğrendiğimizde bir kez daha yaralanıyoruz.
Ayrıca o zamanın önde gelen paşaların (Cemal,Talat,Enver) aralarındaki kişisel anlaşmazlıkların telafisi olmayan hatalara neden olması Türk tarihinde leke olarak kalıyor. Atay bu kitabını yazarken hiçbir paşayı eleştirmediğini sadece durumu bütün açıklığıyla anlattığını söylüyor. İttihat ve Terakki’yi o zamanın paşalarını ve Savaşın sonuçları hakkında bilgi sahibi olabilmeniz için mutlaka okumanız gereken bir eser. Herkese iyi okumalar