Beyhude? Boşuna yaşamışlık? Yoksa adanmışlık, bir ideal uğruna kendini feda etmek mi? İşte Tatar Çölü, sayfalar boyunca bu soruyu sorduruyor. Tek düze bir mekanda öyle kendini fazla da yormadan, basit bir kurgusu var kitabın. Ancak bu durum, asla romanı basitleştirmiyor. Kıyıda köşede kalmış bir garnizonda geçen "askerlik anıları" izlenimi veriyor ilk üç beş sayfa. Ancak sayfalar akmaya başladıkça kendi hayatımızda başımızdan geçen ve geçmesi büyük olasılıkla mümkün olan o kadar fazla şeyle yüzleşiyoruz ki! Kahramanın yolculuğu (ki bu aslında durağan bir hareket) bizi de hırslandırıyor. Pekala sonuçta olanlar? İtiraf edemediğimiz sonu yaşıyoruz. Yüzbaşı hakkında hissettiklerimiz aslında kendi hayatlarımızda hayıflandıklarımızdan ibaret oluyor. Mutlak suretle okunması gereken, güzel bir roman olduğunu düşünüyorum.