Ağrı Dağı dünyanın üstüne oturmuş ayrı bir dünya gibidir ağır heybetli çok zaman Ağrı’nın başı dumanlıdır. Bazı da bulutların yerini savrulan yıldızlar alır. Top top , dönen bir boranda esen yıldızlar. Güneş uzun gecelerden sonra Ağrının böğründen bir kıpkızıl ateş harmanı gibi çıkar.
Sevdiğin bir insanın uzun zamandır görmediğin yüzü , ilk önce geçen zaman içinde meydana gelmiş dış değişikliklerle seni etkiledikten sonra yavaş yavaş yıllar önceki halini alır , bütün değişiklikler silinip gider ve karşına yalnızca olağanüstü , benzersiz bir ruhsal kişiliğin en önemli ifadesi çıkar.
Yüzü şöyle diyordu:”Sormaya ne gerek var? Bilinmemesi imkansız bir şeyden şüphe etmeye ne gerek var?Hissedileni sözlerle ifade etmek mümkün değilse konuşmaya ne gerek var?
“Geçmişte kalmış , unutulmuş yaşantılar kendi suçu olamazdı. Hiç anlayamadığı hatta hafızasında bile canlandıramadığı başka bir kadına aitti hepsi. Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan?”