Açıkçası kitabın adını ilk duyduğumda feminizm ile sosyalizm arasında nasıl bir bağlantı olabilir ki diye düşünmüştüm lakin sayfalar ilerledikçe esasında bu bağlantının önemini açık bir şekilde anladım ve gerçekten hiç o yönden düşünmemiştim dediğim pek çok yer oldu. Lakin kitabın esasını incelemeye geçmeden önce kitaba adını veren bu iki ideolojiyi-sosyalizm ve feminizm- birkaç cümleyle anlatmak isterim.
Sosyalizme baktığımız zaman esas amaç kapitalist toplum düzenini ortadan kaldırmak olmakla birlikte bir diğer kayda değer amaç özel mülkiyet yerine ortak mülkiyete geçilmesidir. Sosyalistlere göre toplumun seçkin bir azınlığa hizmet etmesindense halkın çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimi gerekir ki bu da ancak sosyalizmle mümkündür. Sosyalizm çalışan sınıfın iktidarını savunur. Ekonomi; aristokrat, zenginler ya da kapitalist sınıf yararına değil, geniş kitlelerin yani halkın yararına işletilmelidir. Sosyalizm de zaten “sosio”(toplum,halk) kelimesinden türemiştir. Sosyalist toplum düzeninde özel teşebbüs, üretim araçlarına sahip olamaz. Bu üretim araçlarının hepsi devletin tekelinde olmalıdır aksi takdirde toplum yine sınıflara ayrılacak ve üretim araçlarına sahip olan sınıf, işçi sınıfını ezecektir. Bu nedenle sosyalist toplumlarda serbest piyasa ekonomisi geçerli değildir. Ayrıca sosyalist toplumlarda temel hizmetler (elektrik, su, eğitim, sağlık, adalet gibi) tamamen ücretsizdir. Özel mülkiyet yoktur ve bütün mülkiyetler kamulaştırılmıştır.
Feminizm ise hepimizin bildiği üzere kadın haklarının tanınması ve korunması amacıyla eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına hizmet eden bir ideolojidir. Kelime kökeni Latincedeki “femina”(kadıncılık) kelimesinden gelir. Bu ideoloji kadın erkek eşitliği başta olmak üzere, yasal kürtaj hakkı, lezbiyen hakları gibi pek