İbrahim Canik

SAVAŞ BİTTİ, LOZANLA BAŞLAYAN TARTIŞMA YOL AYRIMINA GİDİYOR
Rauf Bey'in (Orbay), "Esas olarak cumhuriyetçiyim. Fakat Ankara cumhuriyetini kabul etmiyorum." diyen Hüseyin Cahit Bey'le (Yalçın) birlikte görülmesi herkesin dikkatini çekiyordu. ... O arada Rauf Bey ve arkadaşlarının Halife'yi ziyaret etmeleri günün önemli dedikodusuydu. İsmet Paşa ise, parti lideri olarak Ankara'da bas bas bağırıyordu: "Rauf Bey buraya gelsin sorguya çekilim. Yaptıklarının ve söylediklerinin hesabını versin. Gerekirse partiden (Halk Fırka’ndan) istifa etsin."
Sayfa 220 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Özgürlüğümüzü maaşlara bel bağladığımızda kaybettik. Bu kadar. Kültürel tarihimizin tamamını özetledim.
Kültür Tarihi dersleri yıllarca sürebilirdi ama müfredat size bir dönemde yaklaşık 50-100 yılı anlatmamı istemiş. Bu yüzden kültürü Mcdonalds gibi hızlı ve ucuz işlemek zorundayım.
Dejavu! Dokunmaz sanılan yılan herkesi ısırıyor sırayla. Kurban bizken film izler gibi seyredenler bugünlerin geleceğini hiç düşündüler mi acaba… Bir ülkede hukuksuzluk önce daima uzağa uğrar. İnsanlar onu başkasının kapısındaki geçici bir gürültü, bir yabancının kavgası sanır; ta ki bir sabah o zalim el kendi kapı zilini çalıncaya kadar… Peki, neden bazı toplumlar başkasının kapısındaki adaletsizliği kendi meselesi saymaz? Ve neden o adaletsizlik sarmalı eninde sonunda dönüp kendi kapılarına geldiğinde, ses çıkarmak için artık çok geç kalırlar? Aklıma Martin Niemöller’in meşhur “Önce komünistler için geldiler, ses çıkarmadım…” cümleleri geldi. Demokratik refleks, yalnızca sevdiğiniz, ideolojisini paylaştığınız insanlar için gösterildiğinde hakiki bir değer taşımaz. Gerçek demokrasi ve meşruiyet; sevmediğiniz, muhalif olduğunuz, kendinizi taban tabana zıt kutuplarda gördüğünüz insanların hakkı çiğnenirken ortaya koyduğunuz o tavizsiz direnişte saklıdır. Tarih, otoriter bir iktidarın ne kadar ileri gidebildiğini değil; onun karşısında durma iddiasındaki yapıların ne kadar kolay teslim olduğunu ve içeriden nasıl çürüdüğünü yazar. Çünkü tarihin çok acı, değişmez bir alışkanlığı vardır: İnsanlar başkasının kapısında sustukları o kör adaletsizlikleri, bir gün kendi kapılarında çaresiz birer slogan olarak haykırmak zorunda kalırlar!
Psikoloji
GEÇMİŞTE ÇOK DEFA OLMUŞ, BU GÜNLERDE OLAN
“Milletimin saflığı, temizliği neticesinde kendisine söylenenlere hemen inanmasının getireceği mağduriyetleri görememesi ne kadar acı…” Çünkü ben hiçbir zaman bu insanları kötü niyetli görmedim. Daha çok eğitimsiz bırakılmış, kolay yönlendirilebilir hâle getirilmiş, tarih romantizmiyle büyütülmüş insanlar olarak gördüm. Yıllarca okullarda bize anlatılan şanlı tarih hikâyeleriyle büyüdük. Kahraman özlemiyle yaşadık. Belki de bu yüzden Necip Fazıl’ın dediği gibi zaman zaman sahte kahramanların peşinden sürüklendik. İnsan kahraman aramaya alışınca bazen hakikati değil, kendisini heyecanlandıracak sesi takip ediyor. Ama mesele sadece toplum da değil. İnsan dediğimiz varlık korkularıyla yaşıyor. Menfaat, rahata düşkünlük, konumunu kaybetme korkusu, eş ve çocuk sevgisi… Bunlar insanı bazen hiç istemediği yerlere savurabiliyor. Kimi zaman insan doğru olduğunu bildiği şeyi bile savunamıyor. Çünkü kaybetmekten korkuyor. Gerçekten de kolay değil. Çünkü mesele sadece siyasî değil. Bir zihniyet meselesi. Düşünceler tadil edilecek, gerçekler anlatılacak, algılar yıkılacak, kul hakkı yeniden izah edilecek, cehalet yenilecek, fakirlikten kurtuluş yolları gösterilecek… Bütün bunlar için kaç yıl çalışmak gerekir?  Bugün hâlâ bu sorunun kesin bir cevabı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü toplumların tamiri bina tamirine benzemiyor. Kırılmış bir insanı onarmak zor… Ama kırılmış bir nesli onarmak çok daha zor. Peki, onarım nasıl olacak? Sonucun hemen alınmayacağını bilmek ama yine de vazgeçmemek… Bir gün her şey düzelecek romantizmiyle değil; hakikatin kendisiyle ama hakikatin yükünü taşımanın zor olduğunu kabul ederek…