Yukarı kata, kulübe (Anadolu Kulübü) gelince, bazı arkadaşları çağırarak kumar oynamak istediğini söyledi.
Atatürk’ün poker oynaması bir âlemdi. Hiçbir işte, hiçbir yerde yenilgiyi kabul etmediği için, pokerde biraz kaybederse ve özellikle karşısında oynayanların herhangi birinde bir hırs, bir tamah sezerse sabaha kadar, hatta 24 saat oyunu devam ettirdiği olurdu.
...
"Bu akşam iş ciddidir. Kazanırsınız para vereceğim" derdi. Ancak o kadar şanslıydı ki, karşısında oynayanların kazanmasına âdeta imkân yoktu.
Yer: Çankaya Köşkü
İsmet İnönü:
- Haberim olmadan sürekli bakanlar istifaya mecbur ediliyor. Verdiğim bilgilere güvenilmeyerek sözlerim başkalarından soruşturuluyor. Devlet işlerine ait bütün kararlar sofrada alınıyor. Sorumsuzlar işe karışıyor. Bu gibilerden korkuyorum.
Atatürk:
- Yaa... Demek öyle! Demek devlet işleri hakkında sofrada, yani sarhoşlukla karar veriliyor, demek istiyorsunuz, öyle mi? Bu nasıl söz? Bu nasıl düşünce? Bu ne cüret? Amacını anlıyorum. Pekâlâ...
...
Ali Çetinkaya'ya, Atatürk sofrayı dağıtınca İsmet Paşa’nın ne yaptığını, ne durumda olduğunu sordum. Ali Çetinkaya kendine özgü kıs kıs gülüşüyle, sofra hikayesini olduğu gibi anlattı:
"Hâlini görmeliydin. Süklüm püklüm olmuştu. Öyle şaşırmıştı ki vedalaşmadan kaybolup gitti. Herhalde gece uyuyamamıştır."
...
Yer: İstanbul'a Hareket Eden Tren
Kılıç Ali Paşa:
- Paşam! Olan bitenden haberimiz yok. Fakat muhakkak ki bir olağanüstülük var. Bundan dolayı da meraktayız. Lütfediniz, bizi meraktan kurtarınız.
Atatürk gayet doğal bir sesle cevap verdi:
- Önemli bir şey yok. İsmet Paşa biraz yorulmuş da kendisine bir süre için izin verdim.
Atatürk’ün asabiyeti geçmişti. Aksine neşeliydi. Yine ikimize sordu (Cevat Abbas ve Kılıç Ali):
Kâzım Karabekir Paşa’nın kitabında Atatürk’ten çok kendisiyle ilgili açıklamalar olacağını tahmin ettiği için (İsmet Paşa) Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Cevdet Kerim Bey'e gerekli talimatı vermişti.
...
Cevdet Kerim Bey de satın alınan kitapları kaldırdı, uzun süre saklama imkânı olmadığı için de galiba yaktırdı.
Ankara’ya döndüğümde İsmet Paşa'yı çok memnun gördüm. Satın alınan kitaplardan ikisini Ankara’ya götürmüş, birini Atatürk'e, birini de İsmet Paşa’ya vermiştim. Fakat İsmet Paşa, kitapların bu şekilde satın alınıp ortadan kaldırılmasını yeterli görmüyordu:
"Belgeler Kâzım Karabekir Paşa’nın elinde kaldıkça günün birinde tekrar bastırması kabildir. Onun için elindeki belgeleri alıp yok etmek gerekir."
...
Mevcut belgelerin içeriğini öğrenen Atatürk şu emri verdi:
"... Önemli dediğiniz belgelerin bunlardan ibaret ve kitabın içeriğinin de bu şekilde olduğunu bilseydim, ne kitapların satın alınmasına ve ne de belgelere bu şekilde el konulmasına izin verirdim."
Bakanların kendisine sorulmadan istifaya mecbur edilişi, yine kendisine sorulmadan bakan atanması İsmet Paşa'ya ağır geliyordu.
...
Atatürk, Celal Bayar'ı bu kez İş Bankası’nın başından alarak İktisat Vekilliği'ne getirdi. İsmet Paşa ise Atatürk’ün bu oldubittisinden birtakım anlamlar çıkarıyor ve çok üzülüyordu.
...
Başbakan İsmet İnönü'den Celal Bayar'a bir telgraf geldi. Telgrafta, usulüne uygun olarak yapılan bir kahve alımından dolayı Bakanlar Kurulu'nun aydınlatılması gerektiği imalı sözlerle belirtiliyordu.
...
Kalktım Celal Bey’in kamerasına gittim. Gerçekten sinirliydi. Hatta hemen istifaya karar vermişti.
...
Atatürk, telgrafı okuduktan sonra masanın üzerine fırlattı, bir süre düşündü, sonra bana şu emri verdi:
"... Öyle istifaya falan da kalkmasın. İsmet Paşa, Antalya'da bize katılacak. Mesele orada halledilir..."
...
Atatürk, kendisine ne söyledi bilmiyorum. Ancak İsmet Paşa, görüşmeden sonra bu kez "Celal Bey nerede? İktisat Vekilim nerede?" diye onu aramaya koyuldu.
Fakat Fethi Bey, Atatürk’ün ölümünden sonra, Bolu'da İsmet Paşa'ya övgü dolu konuşma yaparak Halk Partisi'ne girmiş ve İsmet Paşa tarafından Adalet Bakanlığı'na getirilmişti.