İbrahim Canik

"Hilafet makamı gerçekte ne dinen, ne de siyaseten hiçbir anlam ve varlık nedeni kalmamıştır. Hilafet makamı sonunda tarihi bir hatıra olmaktan fazla bir önem taşıyamaz..." Mustafa Kemal Paşa
Sayfa 224 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Reklam
SAVAŞ BİTTİ, LOZANLA BAŞLAYAN TARTIŞMA YOL AYRIMINA GİDİYOR
Rauf Bey'in (Orbay), "Esas olarak cumhuriyetçiyim. Fakat Ankara cumhuriyetini kabul etmiyorum." diyen Hüseyin Cahit Bey'le (Yalçın) birlikte görülmesi herkesin dikkatini çekiyordu. ... O arada Rauf Bey ve arkadaşlarının Halife'yi ziyaret etmeleri günün önemli dedikodusuydu. İsmet Paşa ise, parti lideri olarak Ankara'da bas bas bağırıyordu: "Rauf Bey buraya gelsin sorguya çekilim. Yaptıklarının ve söylediklerinin hesabını versin. Gerekirse partiden (Halk Fırka’ndan) istifa etsin."
Sayfa 220 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Özgürlüğümüzü maaşlara bel bağladığımızda kaybettik. Bu kadar. Kültürel tarihimizin tamamını özetledim.
Kültür Tarihi dersleri yıllarca sürebilirdi ama müfredat size bir dönemde yaklaşık 50-100 yılı anlatmamı istemiş. Bu yüzden kültürü Mcdonalds gibi hızlı ve ucuz işlemek zorundayım.
Dejavu! Dokunmaz sanılan yılan herkesi ısırıyor sırayla. Kurban bizken film izler gibi seyredenler bugünlerin geleceğini hiç düşündüler mi acaba… Bir ülkede hukuksuzluk önce daima uzağa uğrar. İnsanlar onu başkasının kapısındaki geçici bir gürültü, bir yabancının kavgası sanır; ta ki bir sabah o zalim el kendi kapı zilini çalıncaya kadar… Peki, neden bazı toplumlar başkasının kapısındaki adaletsizliği kendi meselesi saymaz? Ve neden o adaletsizlik sarmalı eninde sonunda dönüp kendi kapılarına geldiğinde, ses çıkarmak için artık çok geç kalırlar? Aklıma Martin Niemöller’in meşhur “Önce komünistler için geldiler, ses çıkarmadım…” cümleleri geldi. Demokratik refleks, yalnızca sevdiğiniz, ideolojisini paylaştığınız insanlar için gösterildiğinde hakiki bir değer taşımaz. Gerçek demokrasi ve meşruiyet; sevmediğiniz, muhalif olduğunuz, kendinizi taban tabana zıt kutuplarda gördüğünüz insanların hakkı çiğnenirken ortaya koyduğunuz o tavizsiz direnişte saklıdır. Tarih, otoriter bir iktidarın ne kadar ileri gidebildiğini değil; onun karşısında durma iddiasındaki yapıların ne kadar kolay teslim olduğunu ve içeriden nasıl çürüdüğünü yazar. Çünkü tarihin çok acı, değişmez bir alışkanlığı vardır: İnsanlar başkasının kapısında sustukları o kör adaletsizlikleri, bir gün kendi kapılarında çaresiz birer slogan olarak haykırmak zorunda kalırlar!
Psikoloji