‘ Boya kalemlerini kullanabilmek isterdim. Yeşil kökünden sarı-yeşil yapraklar fışkıran kırmızı, kadifemsi tomurcuklu bir gül çizerdim. Zihnimde net bir şekilde görebiliyorum ama ne zaman aptal, gergin parmaklarımın arasına bir boya kalemi alsam tek çizebildiğim titrek çizgiler. Gülün yanından bile geçmeyen şeyler. ‘
“Yani bir erkekle bir kız, kapalı bir odada Avrupalılar gibi uzun bir süre sevişmeden duramazlar mı?"
"Durabilirler tabii... Ama burası Türkiye olduğu için herkes onların matematik değil, başka bir şey becerdiklerini düşünür. Herkesin böyle düşündüğünü bildikleri için, onlar da o işi düşünmeye başlarlar. Kız namusu lekelenmesin diye 'Kapıyı açık bırakalım,' filan demeye başlar. Erkek kendisiyle uzun bir süre aynı odada kalmaya razı olan kızın pas verdiğini düşünür ve ona hâlâ bir şey yapmamışsa, erkekliğine laf geleceği için kıza asılır. Bir süre sonra kafalarının içi herkesin yaptıklarını düşündüğü şeylerle kirlenir ve o şeyi yapmak gelir içlerinden. Sevişmeseler bile suçluluk duymaya başlarlar ve odada sevişmeden fazla kalamayacaklarını hissederler.”
“özellikle gençliğinde, hiç kimse bundan sonra her şeyin daha kötü olacağını düşünerek hayatını sürdüremeyeceği gibi, insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa, geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur.”
‘Bedenimin içindeki canı gör, Sadece etimi değil.
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil.
Beni gör.
Derinliğimde boğulmadan,
Sorularımda kaybolmadan,
Korkularında yok olmadan,
Gör Beni.
Bir fısıltıya koydum kendimi.
Kalbine soruyorum yerimi:
Başarabilir misin beni görmeyi?
Cesaretin yeter mi?
Topla cesaretini ve Gör Beni.
BİRİLERİ BİZDEN FIRTINA BEKLİYOR, ONLARA GÖKKUŞAĞI VERMEYE HAZIR MISINIZ?’
Kitabın arka kapağıyla özetlemek istedim içinde bulunduğum duyguları. Tekrar tekrar okuyacağım, her okuduğumda kendimde farklı bir ben göreceğim bir kitabım daha oldu.
Okuyun, okutun lütfen.