Bedel ödemekse, yaptığı hatanın bedelini en ağır şekilde ödemiş ve ödemeye de devam ediyordu. Daha kaç kez ölmesi gerektiğini bilemeden hayatın ona verdikleriyle yetiniyor, yaşadığı aydınlanmanın tevekkülünde her şeye eyvallah çekip kabulleniyordu.
Kaç geceyi düşünce dehlizlerinde sabah etmişti…
Kaç kez hiç yaşanmamış sohbetlerin hayalini kurup o hayallerden tek başına dönmüştü…
İnsan bazen olmayacak şeyleri bile özlüyor.
Yaşanmamış ihtimalleri…
Sorulmamış soruları…
Verilmemiş cevapları…
Belki de en çok onları.
Çünkü insanın canını olanlar değil, olabilecekken yarım kalanlar yakıyordu.
Her şey çok güzel olabilirdi…
Neden bu kadar ketum davranmak zorundaydı…
Ne olurdu bir kez olsun “Neden?” diye sorsaydı…
Bir kez olsun infaz etmek yerine yargılasaydı…
Bir idam mahkûmunun bile son arzusu sorulurken neden bir kez olsun ona tek bir söz hakkı verilmeden darağacına gönderilmişti?
Bu kadar basit miydi?