HAMNET - MAGGİE O’FARRELL KİTAP İNCELEMESİ
Bazı kitaplar bir hikayeyi değil bir süreci anlatır. Ve öyle bir anlatım sunar ki okur derinden etkilenir. Hamnet’te tıpkı böyle bir kitaptı. İşlediği yas süreci adeta okurun da o yası yaşamasını sağlıyordu. Bir annenin evladının yasını, kaybıyla başa çıkma yolculuğunu okuduk eserde. Ben okurken Agnes’in tüm duygularını kalbimde hissettim.
Annelik kavramı çoğunlukla kutsal addedilen bir kavram. Anneliği bu denli kutsal yapan ise o görünmez emek, ne pahasına olursa olsun çocuklarını koruma içgüdüsü, kendinden vazgeçip onları yaşatma hissi. Kitapta Agnes şöyle diyordu: “İşe yarayacağını bilsem, kalbimi yerinden çıkarıp ona verirdim.”( s.221/ Domingo Yayınları) Bu denli yoğun hislerle acı çekerken nasıl tutulur bir evladın yası? İşte kitap tam olarak bunu anlatıyor.
Okuduğumuz bir biyografi değil, bir Shakespeare romanı da değil. Bu kitap 16. yüzyılda yalnız başına çocuklarını yetiştiren bir kadının en değerlilerinden birini kaybettikten sonra yaşadığı yasın kitabı. Kocası kendini gerçekleştirebilsin diye yalnız kalan bir kadının dramı. Okuduktan sonra ben kendime sordum mesela eşi Agnes olmasaydı, Shakespeare yine de bu kadar başarılı olabilir miydi. Elbette yeteneği kuşkusuz ancak Agnes’in ona kendi olabilme imkanı vermesi, en azından yolunda bir engelden ziyade destek olması da kuşkusuz. Kitap yas hakkında, kaybın ardında bıraktığı sessizlik, kalanların yarım kalışı hakkında. Ve bence tüm bunlar Maggie O’Farrel’ın şiirsel dili, zamanı bir ileri bir geri anlatısı ve akıcılığı sayesinde daha da çarpıcı bir şekilde sunulmuş. Her ne kadar ben dili ve anlatımı beğenmiş olsam da kitabın kronolojik düzlemle ilgisizliği kimi okurları zorlayabilir.
Hamnet, Agnes ve eşinin tanışmasından HAMLET adlı oyunun prömiyerine kadar uzanan bir