Bazı günler içimde hiç şarkı çalmıyor. Dinliyorum,kulak kesiliyorum ama hiçbir ses duyamıyorum. İşte öyle anlarda istikbalimle ilgili umutsuzluğa kapıldığım
oluyor. Bu duyguyu beslememeye çalışıyorum. Çıkıp biraz yürüyüş yapıyorum, güzel bir gün batınıma denk
geliyorum örneğin, ufaktan toparlanıyorum. Yani bazen zorlama gerekse de dünyadan umudumu kesmiyorum Osman.
Ateşin karşısına oturup saatlerce izledim.
Tam bu noktada, “İşte o anda anladım ki” gibi beylik bir ifade tonuna geçip bu hikâyeden çıkarılacak dersi anlatmaya başlamam gerekir belki. Yok ama, ders mers yok, hayat böyle bir yer değil. İnsan istiyor ki, her şey birbiriyle bağlantılı olsun, işaretleri takip ederek bir sonuca ulaşılsın ve o anda bir aydınlanma yaşansın.Ama olmuyor. Babalar ölüyor, ceplerinden yanan taşların fotoğrafı çıkıyor, sen o taşların yanlarına gidip oturuyorsun, saatlerce bakıyorsun, bakıyorsun ve evet
sürpriz: Bir bok anlamıyorsun.
Hayalin her şey olmadığı hissiyatına kapılıyorum.Hayallerin önemli olmadığını da hayalden önemli hiçbir şey olmadığını da söylemiyorum ama sırf hayalim gerçekleşti diye mutlu olabilmek için yaşamak fazla karmaşık değil mi?
Sırf yetersiz biri olduğum düşüncesinde kaybolmamalıyım.Hala bir şansa sahip değil miyim?Eksik de olsam iyilik yapıp ,güzellikle konuşamaz mıyım?Hayal kırıklığına sebep olan ben de bazen,sadece bazen iyi bir insan olamaz mıyım?Böyle düşününce yeniden hayat buluyor, gelecek günler için sabırsızlanmaya başlıyorum.