“Güneşe dokunmak istiyorsan, önce gölgeden çıkmayı göze alacaksın…”
Bu kitap, bir öğütler manzumesi değil.
Bir nasihat derlemesi de değil.
Bu kitap, bir yanışı, bir uyanışı, bir kendinden sıyrılışı anlatıyor.
Şems-i Tebrîzî’nin Not Defteri, adı gibi sade ama anlamı ateşli bir metin. Satırlarda yalnızca harfler yok, sarsıcı hakikatler, içe dokunan sözler, insanın kalbini titreten aynalar var. Şems burada bir öğretmen değil, bir ayna… Ama öyle bir ayna ki, ona bakınca sadece yüzünü değil, örtmeye çalıştığın bütün hakikati görüyorsun.
Mehmet Hakan Alşan, bu eseri kaleme alırken Şems’in parça parça dağılmış sözlerini bir gönül defterinde toplamış gibi. Kimi zaman bir tokat gibi çarpıyor, kimi zaman bir merhem gibi yumuşatıyor. Ama her defasında seni bir adım daha kendine yaklaştırıyor.
“Ben kimim?”, “Aşk nedir?”, “Yol neyle yürünür?” gibi sorular varsa sende, bu kitap sessizce bir cevap değil, yüksek sesli bir çağrı sunuyor:
“Kendini arıyorsan, önce ‘sen’ dediğinden vazgeç.”
Kitap boyunca Şems’in dili hem meydan okuyucu hem içli.
Öyle satırlar var ki susup düşünmeden geçemiyorsun.
Öyle cümleler var ki bir ömürlük ders saklı içinde.
Ve öyle anlar geliyor ki, kitabı elinden bırakmak değil, içine girmek istiyorsun.
Eğer sen de ruhuna dokunan, seni sarsan, yer yer yakıp ama ardından inşa eden bir kitap arıyorsan,
Şems-i Tebrîzî’nin Not Defteri tam sana göre.
Çünkü bu kitap, dışarıyı değil, içini gösteriyor.
Ve bazen, içini görmek dışarıyı bin kez daha fazla sarsar.
Kitapla kalın :)