Okudukça insanlardan uzaklaşıyorum. Böylesi daha iyi... İçlerinde olduğum zaman hislerime yeniliyorum.
"Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur."
Sonra biz diğerleri, daha önce de geçmiş olduğumuz, ayrıca birçoklarını geçirdiğimiz ölümden aptalca korkuyoruz. Çünkü Herakleitos yalnız, ateşin ölümü, havanın doğumudur demiyor, ayrıca havanın ölümü suyu doğurur ve biz bunu kendi içimizde görürüz de diyor. Yaşamımızın çiçeği solar yaşlılık gelince. Olgun yaşa gelince gençlik sona erer. Çocukluk gençlikte biter. ilk günler çocuklukla son bulur. Bugün gelince, dün ölmüştür, yarın bugünü öldürecektir. Hiçbir şey sürüp gitmez, her zaman aynı kalmaz. Çünkü eğer biz her zaman için bir ve aynı kalırsak, o zaman nasıl olur da şimdi bir şeyin tadını çıkarırız daha sonra da başka bir şeyin? Nasıl olur da zıt şeyleri sever ya da nefret ederiz? Onları kınar ya da överiz? Aynı düşüncede aynı duyguyu tutmadan, nasıl olur da birbirinden ayrı sevgiye sahip oluruz? Çünkü öyle anlaşılıyor ki, dönüşüm olmadan başka izlenimler edinmiyoruz. Dönüşüme uğrayan aynı kalmıyor. Eğer aynı değilse, artık o değildir. Varlık değişince, o kimsenin yerini de başkası alır. Sonuç olarak yanlış yönlendirmek, yanıltmak bizim duyularımızın doğasındandır. Kim olduğunu doğru öğrenemediği için, görünüşte olanı alıyor.
Felsefe bize yaşama sanatını öğrettiğine, çocuklar da bizler gibi onu öğrenmeye gereksinim duyduğuna göre, peki, biz niçin onlara felsefe öğretmeyelim?
Balçık yumuşak ve kullanılabilir. Elimizi çabuk tutalım, durmadan dönen çömlekçi çarkında ona biçim verelim.
Bir etkinliğin yalnız yararına bakarak dürüstlüğü, güzelliği yanlış değerlendiriyoruz. Yapılan iş yararlıysa, herkesin aynını yapması gerektiği, dürüst olduğu gibi yanlış sonuca varıyoruz.
Her şey, herkese eşit şekilde uygun değildir.)