Böyle harika bir kitaba bu kadar geç kalmak beni fazlasıyla üzdü. Sadece sonu için bile bu kitabı unutup baştan okumak isterdim. Jack Landon ne yazarsa yazsın sürükleyici ve akıcı dilinden asla ödün vermiyor. Kitapta tam da gerçek aşkta olan sersemlik ve gözlerin gerçeğe kör olması yer alıyor. İnsan aşık olduğunda mantığa yer verir mi hiç? Martin aklı başında bir insana yakıştığı gibi sevmek duygusunu herkese etiket etmiyor. O duygu onda sadece bir kişide var oluyor. Sonrası yok, ya Ruth ya hiç. Martin’in özgüveni, kendini tanıması ve insanların önyargılarına karşı kendine daima inanması beni hep inandırdı ona. Evet mutlaka başaracak diye okudum tüm kitabı. Başardı ama neyi? O sonradan görme insanlar Martin açlıktan kıvranırken bir su ikram etmedi ama Martin ‘istediği Martin Eden’ olunca her akşam yemeğe davet edildi. Belki de sona sürükleyen buydu Martin’i. Israrla dünyanın bu kadar kirli olduğuna inanmak istemedi.