İnsanların okuduklarını anlamadıklarını söylerler. Ben inanmazdım ama buna aşk romanı olduğunu söyleyen arkadaşlar sayesinde inanasım geldi.
Siz aşktan ne anlarsınız!?
1940'larda yayımlanmış bir roman olduğunu düşünürsek, Sabahattin Ali'nin tam bir Cumhuriyet çocuğu olduğunu söyleyebiliriz. Bir toplum düşünün Ataerkil bir yapıya sahip yani gerçek anlamda kadınlara çok farklı bir bakış var. Sonra birden okuduğunuz okullarda kadın-erkek eşittir deniliyor ama siz evinizde ve mahallenizde erkek olarak kadından daha üstün olduğunuza inandırılarak yetişmişsiniz. (Not: Burada bu durumu kötülemek için yazmıyorum. Sadece toplumun büyük çoğunluğu buna hazır değildi. Erkek erkekliğini birden yitirdi, kadın birden nerede nasıl kullanacağını bilemediği bir kraliyet kazandı.)
Şimdi öğretmen mi yalancı toplum mu?
Zaman ilerliyor ve fark ediyorsunuz ki pozitif ayrımcılık zırvalığıyla aslında kadından daha aşağılık bir yaratıksınız. Öyle ki; başınıza bir eza geldiğinde kadınsanız mağdur olup destekleniyor erkekseniz yuhalanıp toplumdan dışlanıyorsunuz. İş beğenmeyen kadınlar sırf istihdamda kadın olsun diyerek sizden ön planda duruyor, siz ise iş bulamıyor, toplumda yokluktan bile daha aşağılık konumlara itiliyorsunuz.
Arthur Schopenhauer 1800'lü yıllarda "erkek, erkek olarak doğmaz. erkek olarak inşa edilir." diyor, kimse umursamıyor. 1900'lü yıllarda Simone de Beauvoir aynı lafı "kadın, kadın olarak doğmaz. kadın olarak inşa edilir." şeklinde yorumluyor ve toplumsal cinsiyet diyerek iş kolları açılıp kadınlar ön plana alınıyor. Daha sonra da modern toplum adına sürekli olarak erkeklerin erkekliğinden çalınmaya başlanıyor. Hatta, günümüz için söylüyorum, "kadının beyanı esastır" denilerek söylenilen yalanlar iftiralar gerçek kabul ediliyor ve bu kadınlarca korkunç derecede istismar
Bir keresinde aşık olmuştum ben. Öyle bir kadındı ki gördüğümde resmi bile buram buram kadın kokuyordu. Tanıdıkça geçmişinde aldığı yaralar ilişki kurmamızı daha da engelliyordu. Babasının ailesi tarafından reddedilen gelinin kızı, evlendi diye neredeyse evlatlıktan reddedilen bir kadının kızıydı. Babasının eve getirdiği dostlarının büyüme çağındaki kızın vücudunu inceleyip amcanım ben senin diye taciz ettikleri kızıydı. Hatta eş durumundan tayin olsun diye tanımadığı bir adamla evlendirilen ve annesiyle küçük kardeşine basit bir maaşla bakmak zorunda kalmasına isyan etmesi sebebiyle yine annesi tarafından evliliği sonlanan küçük bir şehirde “dul” sıfatını taşımaya zorunlu kalan çok güzel bir kadındı. Elbette bunları kızından değil sonradan öğrendim. Annesi o kadar çok evden kovulmuştu ki hayatta güç sahibi olmak gerektiğine inanıyor ancak gücün de ev sahibi olmaktan geçtiğini düşünüyordu. Lanet olasıca kadın kızını da bu şekilde yetiştirmiş ve buna inandırmaya çalışıyordu. O ise inanmakla inanmamak arasında gidip geliyordu. Yani kifayetsiz bir babaya ve oynak bir anneye sahipti. Sonuç; hala aklıma geldikçe acı çekiyorum…
Keşke kitaba ilişkin spoi falan veriyor olsaydım maalesef değil. Ancak bu kafanın üzerine okuduğum ciğerimi söken bir kitap olmasından dolayı yazdım.
Kitabın incelemesini de çok derin yaptım: “ŞEBNEM”
Bu isme asla kitabın içinde rastlayamadım. Ama her şeyi anlatıyor bence…
Hani bazı eserler için "eleştirmenleri çaresiz bırakan eser" diye tanım yaparlar ya bence aslında bu da öyle bir şey... İçimden eleştiri yazmak geliyor ama nereden başlayacağımı da bilemedim.
Narsist bir baba hayal edin. Büyük ihtimalle gençliğinde ziyadesiyle ezilmiş ve geldiği noktalara zor da olsa bir şekilde gelmiş. Hatta o kadar zor gelmiş ki kendisine yeni ihtişamlı bir geçmiş yazıyor ve çocuklarına karısına kendisini kahraman gibi gösteriyor. İşin doğrusunu anlayabilecek olan karısını sindirip evin içine hapsettiğinden onun eski hallerini bilebilecek daha doğrusu ona geçmişini hatırlatabilecek hiç kimse yok. Annesinin evdeki hapis günlerinde ona eşlik eden, dolayısıyla naif olarak yetişen oğlu, acımasız toplum içerisine entegre olmakta başarısızlık çekerek fazlasıyla harcanır. Kaderin cilvesidir ki ilk tokatları da babasının toplum nezdinde güçlü olduğu dönemlerde büyüyen ve kendisini üstün bir babanın evladı olarak seçilmiş kişi, doğuştan güçlü olarak gören küçük kardeşinden yemesi de toplum içerisindeki yalnızlığını değiştirilemez olarak kabul etmesinin en temel dayanak noktası oluyor. Kabul görmemek de denmez aslında buna. Gerçek hayattan kopuk izole bir hayat yaşamasının zaruri neticesi. Tabi en sonunda kardeşi de batağa sürükleniyor. Tabi sonrası malum hikaye, erkek olamadan bir kadına aşık ol ve hayatın kaysın.
Bilindik hikayeyi bilinmedik şekilde okumak isteyenlerin okumak isteyeceği bir eser…
OsmanAyfer Tunç · Can Yayınları · 20208,3bin okunma
Kitaplara, özellikle şiir kitaplarına 10 puan vermek doğru değil diye düşündüğüm için 9 puan verdiğim kitap... Eskiden yazılmış birçok şiir kitabı okurken ya da onlara benzemeye çalışan şairlerin şiirlerini hissettirdiği cindirella sendromundan kurtulmak kolay oluyor ama bu... Bu başka bir şey. Cebinizdeki son parayla gittiğiniz meyhanede ya da eksi hesaptan harcayarak gittiğiniz barda ya da onu da yapamayıp elinizde bira şişesiyle sokakta hissettiğinizi size tercüme ediyor. Kim demiş şiir kitabı size iyi hissettirmeli diye?
Aşık olmak çok kolay. Dışarıda göğüsleri dolgun kalçaları biçimli ve bilimum uzuvları dikkat çekici kadınlar var. Var da işte sonrası...
Sonra geçtiğimiz altı ayda çok şey oldu!
Sana aşık oldum, Allahtan belamı buldum.
Namus celladı “Madam Bovary kimdir?” diye sordu hakim.
Gustave Flaubert cevapladı: Madam Bovary benim!!!
Gerçekten kim bu Madam Bovary?
Bilindiği gibi hiçbir insan, kadın olarak doğmaz. Bir kadın olarak inşa edilir. Ama erkek olmak için de yoğun bir inşaat gerekir. Ayrıca malzemeden çalamazsın.
Romanda üç çok güçlü Madam Bovary var. Charles’ın annesi, ilk ve ikinci karısı… Peki romana adını hangi Bovary vermiştir?
A) Charles’ı doğuran ve ikinci karısını aklına düşüren birinci karısını hipergamist bir tutumla oğluna musallat eden annesi
B) Emma’yı görmesini yasaklayan ama sevmesini umursamayan ve Charles’ın annesine söylediği yalan nedeniyle Charles’ın annesini karşısına alan ilk karısı
C) Köye sığamayan iyi eğitimli beyaz atlı prensini Charles zanneden Köylü Emma
D) Mahkemede ‘’Madame Bovary benim.’’ diyen Gustave Faubert
E) Evlatlarını kadın gibi yetiştirip bir şekilde hatalarını örtüp diğer kadınlara musallat ederek kifayetsiz kocalar yaratarak böylesi trajediler yaratan tüm kadınlar
Kitabın özeti: Bu kafayla oğlunu doktor edersin hatta karı kocası da edersin ama adam edemez toplumu mahvedersin.