Bu parlak başarılarından sonra Filip Makedonya'ya geri döndü ve harp hazırlıklarına başladı. Bir yıl sonra da Anadolu'ya generallerinden Attalos ve Parmenion'un komutasında 10000 kişilik bir öncü kuvvet göndermek suretiyle Perslere karşı harbi resmen açtı. Fakat 336 yazında başkenti Aigai'da kızı Kleopatra'nın Epeiros kralı İskender'le evlenmesi dolayısıyla yapılan düğünde özü kesin olarak bilinmeyen bir neden yüzünden asiller tarafından öldürüldü. Filip o zamanlar 47 yaşında idi. İşte bu suretle Eski Çağın hiç kuşkusuz en büyük hükümdarlarından biri hayata gözlerini kapamış oldu. Tarihçi Teopompos'un Avrupa'nın hiçbir zaman Filip çapında bir insan yetiştirmemiş olduğunu beyan eden sözlerinde büyük bir gerçek payı olsa gerektir. Filip parlak bir teşkilatçı, en ön saflarda savaştığından birçok yaralar alan atılgan, cesur ve yetenekli bir komutan, bazen dolambaçlı yollardan gitmekten çekinmeyen usta ve kurnaz bir diplomattı. O dönemde Yunanistan'da bile kendisiyle boy ölçüşebilecek nitelikte bir kimse yoktu. Fakat bu meziyetlerinin karşısında Filip kişisel hayatında bazı dengesizlikler, mesela kadınlara karşı aşırı eğilimler göstermekten kendini alamamış, bu huyları kendisini ölüme kadar götürmüştür. Fakat bu kadar kısa bir zaman içinde ortaya koyduğu kolosal eserlerinden oğlu İskender III (Büyük İskender) gereği gibi faydalanacak, tasarladığı projeleri fazlasıyla gerçekleştirecek ve insanlık tarihinde yeni bir çığır açacaktı.